Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Sosyal Hayat arrow ANARŞİ NASIL ÖNLENİR?
Advertisement
ANARŞİ NASIL ÖNLENİR? PDF Yazdır E-posta
Pazar, 27 Ocak 2008
M. Ali KAYA

    Anarşi, kanun ve kural kabul etmeme, hükümeti tanımama anlamına gelir. Medeniyet, düzen ve nizam, anarşi ise düzensizlik ve kaos demektir. Bu durumda anarşi medeniyetin zıddıdır. Hükmedenin olmadığı bir sistem düşünülemez. Medeniyette ortak aklın ürünü olan kanun ve kurallardır. Anarşide ise dağ ve çöl kanunları olan güçlünün hâkimiyeti geçerlidir. Anarşinin meydana getirdiği kargaşa ve karışıklık ne ferde ve ne de topluma fayda sağlamaktan çok uzaktır.         Bediüzzaman, Fransız ihtilali ile hürriyetperverlik fikri ile sosyalizmin türediğini, sosyalizmin bir kısım mukaddesatı tahrip ettiği için bu fikir bolşevikliğe inkılâp ettiğini, bolşevizmin de pek çok ahlakî ve kalbî mukaddesatı tahrip etmesi ile hiçbir sınır ve kural tanımayan anarşilik mahsulü verdiğini ifade eder.
        Anarşi din, ahlak, örf gibi insanlığın hayrına olan hiçbir şeyi kabul etmez. Sınırsız özgürlük bir taraftan kapitalizmi körüklerken diğer taraftan kapitalizme tepki olarak da sosyalizmin gelişmesine sebep olmuştur. Zenginlerin kutsal Hıristiyanlığı kendilerine kalkan olarak kullandıkları ve kiliseyi arkalarına aldıkları için de hürriyet ve sosyalizmi savunanların dine ve mukaddesata karşı cephe almalarına sebep olmuştur. Bu bakımdan anarşizm sosyalizmden de kapitalizmden de çok daha tehlikelidir.
  

.             Her ne kadar iktisadî ve felsefî gerekçelerle temellendirilmeye çalışılsa da anarşi “küfr-ü mutlak”tan kaynaklanır. Otoriteye baş kaldırma önce nefisten başlar. Bu Allah’ı inkâr ve Allah’ın buyruklarına baş kaldırma ile ortaya çıkar. Hâlbuki gerek fert gerekse hiçbir toplum inançsız ve dinsiz yaşayamaz. İnkârcı akımlar kalplerden imanı çıkararak küfrü yerleştirmeden kalplere fesat ve tahribat tohumu ekemez. Bunun için Bediüzzaman “İman insanı insan eder; belki de insanı sultan eder. Küfür insanı gayet aciz canavar hayvan eder” demiştir.
            Peygamberimiz (sav) “Ahir zamanda Deccal ve Süfyan gibi dehşetli şahısların geleceğini ve bütün manevi setleri yıkarak toplumda tahribata ve anarşiye sebep olacaklarını” anlatır. Yeryüzünde fesat ve kargaşa çıkarmak insan ruhunda bulunan maneviyatı tahrip ve yok etmekle mümkündür. Bir binayı en fazla tahrip eden temelin yıkılmasıdır. Din binasının yıkılması iman temelinin yıkılması ve çökmesi iledir. İnsan kalbinden hürmet ve merhamet çıksa akıl ve zekâ insanı gayet dehşetli gaddar canavar hükmüne getirir. Toplumda huzur ve güveni sağlamanın, toplumu idare etmenin ve anarşiyi önlemenin yolu “Hürmet, merhamet, haramdan çekinme, emniyet ve serseriliği bırakma ve itaat etme” gibi medeniyetin oluşumuna katkı sağlayan manevi değerleri kalp ve gönüllere hâkim kılmaktır. Bu da ancak iman ile mümkündür.
            Eski zamanda “Mançur ve Moğol” kavimleri anarşi ve vahşetin temsilcileri olarak medeni ülkeleri tahrip etmişler ve o zamanda anarşinin bir nevini oluşturmuşlardı. Bunlar çekirge afatı gibi şartların oluşması ile insanlığın meydana getirdiği medeniyeti bozmaya ve tahrip etmeye çalışmaktadırlar.
           Anarşizm, batıda Hıristiyanlık dinini mağlup ve insanların kalplerinden bozuk da olsa iman duygusunu ve itaat hissini yok ederek büyük tahribatlar yapmışlardır. Aynı şekilde Rusya’da Bolşevik ihtilali ile tüm mukaddes değerleri tahrip etmişler ve büyük bir anarşiye sebep olmuşlardı.
            İslam dünyasına anarşi tohumları peygamberimizin (sav) getirmiş olduğu yüce dinimizin prensiplerinin nefis ve şeytanın telkini ile kaldırmaya çalışarak başlamıştır. Allah korkusunun gönüller ve kalpler üzerindeki tesiri kırılınca günahlardan kaçmayan ve farzları yapmayan bir toplum yapısı ortaya çıkmıştır.
            Bediüzzaman’ın tespiti ile “Müslüman dinini bıraksa daha hiçbir kayıt ve kural tanımaz; hiçbir dine giremez, ruhunda kemalata medar olacak hiçbir hâlet kalmaz, vicdanı tefessüh eder, anarşist ve toplumu bozan bir zehir olur. Bu durumda anarşist ya tam bir serbestiyet veya tam bir baskı ile idare edilir. Her ikisi de mümkün olmayacağına göre o zaman bu tehlikeye karşı tek bir çare kalmaktadır o da “İlâhî ve semavî bir dinin ezelî ve ebedî hakikatlerine, yani İslamiyet’e ve Kur’an hakikatlerine sarılmaktır.” Dünya çapında yayılmış olan anarşi ve teröre karşı da tek bir çare vardır o da “İttihad-ı İslam” yani tüm Müslümanların dayanışma ve birlik içinde anarşi ve teröre karşı İslam hakikatleri ile mücadele etmesidir.
            Bu konuda Müslümanlara yol gösterecek olan Bediüzzaman’ın Kur’andan alarak te’lif ettiği Risale-i Nur eserlerindeki çarelerdir. Bediüzzaman Kur’andan alınan bu hayat prensiplerini “Sedd-i Zülkarneyen”e benzetir. Nasıl Zülkarneyen Ye’cüc ve Me’cüce karşı aşamayacakları setleri inşa etmiş ve medeni milletleri onların tahribatlarından korumuş ise Risale-i Nur’da küfür ve inkârdan kaynaklanan anarşi ve teröre ve buna karşı devletlerce çare olarak gösterilen istibdad-ı mutlaka karşı Allah inancını akıllara ve kalplere yerleştirerek yeni bir çare üretmiştir.
            Risale-i Nur mutlak inançsızlık olan “Küfr-ü mutlak”ı aklî ve ilmî delillerle kırar. Dolayısıyla bu küfr-ü mutlaktan kaynaklanan anarşiyi ve bu anarşinin devamına sebep olan istibdad-ı mutlakı da hem iman hakikatleri ile hem de Kur’andan çıkardığı hürriyet ve demokrasi prensipleri ile kırar. Risale-i Nur Kur’anın tefsiri olmak hasebiyle sırf ahirete bakar ve amacı Allah rızasıdır. Bununla beraber bu imandan kaynaklanan dünyaya ait ikinci bir hizmeti de milleti anarşiden ve gelecek nesilleri de dalalete düşmekten kurtarmasıdır.
        Çünkü Risale-i Nur Kur’an ve iman hakikatlerinin doğruluğunu okuyanlarına ispat ederek akıllarını ikna ve kalplerini tatmin ederek gerçekleri ortaya koyar ve insanı huzura kavuşturur. Bunun için yapılması gereken Risale-i Nurları okumak ve okutmaktır.
        Sonuç olarak:
        Bediüzzaman anarşiyi sadece kargaşa ve kaos olarak ele almamış hastalığı teşhis ve tedavi eden şefkatli ve hazık bir doktor gibi hastalığın köklerine inmiş ve kökünü kurutarak hastalığı tedavi ve hastayı iyileştirme yönüne gitmiştir. Hastayı öldürerek hastalığı ortadan kaldırmak gibi bir metodun yanlışlığını da göstermiştir. Anarşi imansızlıktan, küfrün insan aklında ve kalbinde meydana getirdiği dehşetli tahripten kaynaklandığını göstermiştir. Çarenin de küfrü iman nuru ile tedavi etmek, küfrün akıl ve kalplerde yaptığı dehşetli tahribatı tedavi etmek şeklinde göstermiş ve ilaçlarını da doğrudan ilahî kaynaktan, yani Kur’andan çıkarmış ve insanlığın önüne koymuştur. Bizlere de bu hazır ilaçları muhtaç olanlara ulaştırmak gibi kutsal bir görev yüklemiştir. Risale-i Nurlar ne kadar okunur ve ne kadar insana ulaştırılabilirse anarşi ve terörün önü de o kadar kısa zamanda alınacaktır.

Daha geniş bilgi için Köprü Dergisi'ne bakılabilir. Dergiye gitmek için buraya tıklayınız

 
< Önceki