Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Sosyal Hayat arrow CADDE-İ KÜBRADA BİRLİK
Advertisement
CADDE-İ KÜBRADA BİRLİK PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 22 Ekim 2008
Yazı Index
CADDE-İ KÜBRADA BİRLİK
Sayfa 2


Cemaat, çoğunluk ve ümmetin çoğunluğu anlamlarında da gelmektedir. Buna “Sevad-ı Azam” da denilmektedir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Allah ümmetimi dalalet üzere toplamaz. Size ümmetimin çoğunluğuna uymayı tavsiye ederim. Sizler fitne zamanında ümmetin çoğunluğuna ve istikamet üzere olan ‘Sevâd-ı Azama’ tabi olunuz. Cemaatte rahmet ve ayrılıkta azap vardır. Cemaatten bir karış da olsa ayrılan cahiliye ölümü ile ölür ve ateşe girer” (Buhari, Fiten, 2; Tirmizi, Fiten, 7; Nesai, Tahrim, 6; İbn-i Mâce, Fiten, 8; ) buyurarak ümmetinin istikameti noktasında tavsiyelerde bulunmuştur.

Bediüzzaman hazretleri bu hususu izah ederek “Sevad-ı Azama ittiba edilmeli. Ekseriyete ve sevad-ı azama dayandığı zaman, lâkayt emevilik nihayet ehl-i sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli alevîlik, en nihayette az bir kısmı Rafiziliğe dayandı” (Mektubat, 2004, s. 805) ifadeleri ile açıklık getirmiştir. Celaleddin-i Suyuti de Sevad-ı Azamın “Doğru yolda giden, hak ve hakikati ortaya koyan ve bu konuda birleşenlerin ekseriyeti” olarak açıklar. (Sindî, Hâşiyetu İbn-i Mâce, 2:462)

Peygamberimizin (sav) “cemaatten ayrılan cahiliye ölümü ile ölür” hadisinin anlamını açıklayan İslam bilginleri cahiliye döneminde başıboşluk ve anarşinin hâkim olduğuna dikkatlerimizi çekerek, devlet başkanına itaat etmeyenlerin Hz. Ali’nin (ra) ifadeleri ile “Bâğî” yani anarşist olduklarını, ölümlerinin de bu bakımdan idareciye ve Allah’a isyan ederek ölmüş olduklarını belirtmektedirler. İslam dini toplumda anarşi ve başıboşluğa asla müsaade etmez ve asayişin korunmasını esas alır. Bu bakımdan “devlet başkanına itaat Allah’a itaat” sayılır. Çünkü Allah’ın emirleri asayiş ve emniyet ortamında ifa edilir. Allah’a itaat ve ibadet asayişin korunmasına bağlıdır. Bu bağlamda filozofların “zalim idareci anarşiden iyidir” demeleri bu gerçeğe parmak basmaları açısından dikkate değer.

Toplumda birlik ve dirliğin, asayiş ve emniyetin temini, ihtilafların önlenmesi idarecilerin adaletle iş görmelerine bağlıdır. Bu da “hürriyet” bilhassa “hürriyet-i kelam” denen konuşma ve doğruları söyleme hakkının azami seviyede uygulanması ile olur. Gerçekleri görmeyerek, konuşturmayarak ve duymayarak hiçbir meseleyi çözme imkânı yoktur. İhtilaflar yanlış düşünce ve fikirlerden, yıkıcı ve zararlı görüşlerden kaynaklanır. Her şeyden önce insanların doğruları bilmesi gerekir. Yanlışı açıkça görülen bir düşünceyi hiç kimse iddia ve müdafaa etmez. Yanlış olduğu açıkça görülen bir fikir elbette hiç kimse tarafından savunulmaz. Hz. Ali’nin (ra) dediği gibi “Önce doğrular öğrenilmeli ki, yanlışlık kendiliğinden ortaya çıksın.”

Müslüman bilginlerinden İbn-i Sina “Öncelikle doğru fikirleri öğrenmenin ve doğruları bilmenin yanlışa meydan vermeyeceğini” savunur. Doğru olan fikir ve görüşler nelerdir? Batı filozoflarından “Felsefenin İlkelerini” ve “Doğru Düşünmenin Temellerini” ortaya koymaya çalışan Descartes bu soruya “Asırlar boyunca toplum tarafından benimsenen fikirlerin doğru olduğu”Dinin meselelerine aklımız ermese de kabul etmek gerektiği” tezi ile cevap verir. Franklin D. Roosevelt de “Hakikatin mütevazı erkek ve kadınların kalplerinde yaşayacağını” ifade eder. 

   Aynı inanç ve değerler etrafında bir araya gelmiş bir toplumda, bilhassa Müslüman bir toplumda çoğunluk elbette yanlışta ısrar ederek, yanlış yerde toplanmaz. Çoğunluk yanılmaz. Batı filozoflarının da ittifak ettiği husus “Çoğunluğun yanılmayacağı” tezidir. Demokrasinin dayandığı temel felsefe de budur. Hatta batı mahkemelerinde “Halkın jürisi” nihai kararını verir. Hâkim yanılabilir; ama jürinin vereceği karar daha sağlıklıdır. Bu bakımdan peygamberimizin (sav) “Ümmetimin çoğunluğu yanılmaz ve yanlışta birleşmez” (Tirmizi, Fiten, 7; İbn-i Mâce, Fiten, 8) hadisi bu sosyal gerçeğin ifadesidir. Bundan daha ileri seviyede peygamberimizin (sav) “Ümmetimin güzel gördüğü Allah katında da güzeldir” (Müsned-i Ahmed, 1:379) hadisini görmek mümkündür. Bu hadis-i şerif bizlere “Ümmete güvenmek” gerektiği dersini de verir.

Bediüzzaman hazretleri “İcmay-ı Ümmet şeraitte bir delil-i yakînîdir. Rey-i Cumhur şeraitte esastır” (Münazarat, 1996, s. 40) ifadeleri ile bu hususa açıklık getirmiş ve şeriatın bu konudaki hükmünü özetlemiştir. 

Fertler yanılabilir, hizipler ve küçük gruplar anlamındaki cemaatler de yanlış bilgiler ile yanıltılabilirler; ama ümmetin/müslüman toplumun çoğunluğu yanılmaz ve yanlışta birleşmez. Tehditlerle, kaygılarla ve korkularla da bir milleti belli bir müddet aldatmak mümkündür. Fitnenin dehşeti kendisini burada ortaya çıkarır. Ama bu geçici bir durumdur. Bu sebeple filozoflar ve bilginler şu konuda hemfikirdirler: “Bazı insanları devamlı olarak aldatmak mümkündür, bir toplumu da geçici olarak aldatma imkânı vardır; ama bütün insanları bütün zamanlarda yanıltmak ve aldatmak mümkün değildir.”


Etiketler:  Cadde-i Kübra Birlik İttifak Uhuvvet Kardeşlik Asgari Müşterekler Birleşmek


 
< Önceki   Sonraki >