|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
İslam bilginleri “Cemaat” kavramı üzerinde de durarak bu kavrama bi  r açıklık getirmek için çalışmışlardır. Her şeyden önce “Cemaat” “Belli şahıslara bağlı küçük gruplar” demek değildir. Aynı inanç ve düşünceleri paylaşan bütünü ve çoğunluğu ifade eder. Çoğunluk içinde azınlığı ifade etmez. İslam cemaati denince bütün Müslümanlar, Hıristiyan Cemaati denilince bütün Hıristiyanlar, Nur Cemaati denince de bütün Nurcular kastedilir. Bu sebepten dolayı Müslümanların çoğunluğuna da “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” denilmiştir.
Cemaat, bir fikir ve inanç etrafında bir araya gelen topluluktur. Şahıs ve lider etrafında toplanan gruplara ise tarikat veya kendilerin verdiği isimle oluşan küçük gruplar denilmekte ama cemaat denilmemektedir. Cemaat denilse dahi bu mecazi anlamında kullanılmakta, gerçek anlamda kullanılmamaktadır. Bu bakımdan peygamberimizin (sav) etrafında toplanan bütün Müslümanlar “İslam Cemaatini” oluştururlar. Yüce Allah Kur’ân-ı kerimde bütün inananları kastederek “Mü’minler kardeştir” (Hucurat, 49:10) buyurur.
İslam cemaati kardeşlik, eşitlik, yardımlaşma ve karşılıklı fedakârlık üzere kurulmuştur. Aralarında ırk ve bölge ayırımı yoktur. Aralarındaki birliği sağlayan Kur’ân-ı Kerime inanmaları ve onun tebliğcisi ve tatbikçisi olan peygamberin yolunu ve sünnetini takip etmeleridir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey iman edenler! Allahtan gereği gibi korkun! Müslüman olarak ölmeye bakın. Hepiniz Allah’ın ipine ve Kur’âna sarılın, aranızda ihtilafa düşerek bölünüp parçalanmayın” (Âl-i İmran, 3:102-103) buyurarak bütün Müslümanlara hitap etmektedir.
Hal ve durum böyle iken bir kısım radikal gruplar, şahıslara ve ideolojik saplantılara mensup azınlıklar, kendilerinden başkalarının kurtulmayacağını iddia ederek herkesi sapıklıkla itham etmektedirler. Kurtuluşun ancak herkesin kendileri gibi radikal düşüncelere gelmesi ile mümkün olduğunu savunup durmaktadırlar.
Bu konuya da dikkatimizi çeken yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde peygamberimize (sav) hitaben şöyle buyurur: “Sen yönünü hanif inancı olan tevhide çevir ve doğrudan Allah’a yönel. Fıtratın gereği olan Tevhit inancına dön ki, Allah insan fıtratını tevhide inanma ve gerçekleri anlamak için yaratmıştır. Allah’ın dini budur ve Allah’ın fıtrat kanunlarında değişiklik olmaz. Ama ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler, bundan gafildirler. Sen ey resulüm yalnız Allah’a yönel ve sadece Allah’tan kork, namazını kıl ve Allah’a şirk koşanlardan olma. Dinlerini parçalayan ve aralında hizipler ve gruplar oluşturanlar işin gerçeğinden gafil olarak kendi yanlarındaki bilgilerle sevinip övünmektedirler.” (Rum, 30:30-32)
Bu ayet-i kerime farklı anlayış ve inanç ayrılığı sebebi ile bir araya gelen küçük grupları “kendi aralarındaki bilgi ve inançları ile övünüp durmaktadırlar” buyurarak gerçeği görmemekle, cemaate katılmamakla ve ayrılıkçı fikirlerini öne çıkarmakla yaptıkları yanlışlarına dikkatlerimizi çekmektedir. Peygamberimiz (sav) “Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır” (Müsned-i Ahmed, 4:145) buyururken neyi kast etmektedir? Çoğunluktan ayrılmamayı değil mi? “Allah’ın eli cemaatle beraberdir” (Tirmizi, Fiten, 7) derken neyi murat etmektedir? Çoğunluğa uymayı değil mi? “Hayır ve bereket daima cemaatle beraberdir” (İbn-i Mâce, Et’ime, 17) buyurur peygamberimiz. (sav) Çoğunluk ise ne kadar çok olursa o derece makbul olur.
Allah’ın birliği yani “Tevhit İnancı” etrafında toplanmayı en büyük gaye olarak ortaya koyan İslam dininde “Cemaat” denilince “Tevhit inancına sahip olanların tümü” anlaşılmalıdır. İnanç etrafında birlik ve bütünlük sonuçta milletin birliğini de sağlayacağını Bediüzzaman şöyle ifade eder: “Tevhid-i İmanî elbette tevhid-i kulûbü ister. Vahdet-i itikat dahi vahdet-i içtimaiyi iktiza eder.” (Mektubat, 2004, s. 444) Bu bakımdan toplumda birliğin sağlanması inanç birliğinden sonraki adımdır.
İnsan sosyal bir varlıktır. Hayatını ancak toplum içinde devem ettirebilir. İnsanlık sosyal hayatla tekâmül eder ve kemale erer. İnsanın istidat ve kabiliyetleri sosyal hayatta terakki eder. Böylece insan kendisini geliştirirken toplumu da geliştirerek medeniyetleri oluşturur ve geliştirir. Bu sebeple insan “zoonpolitikon” yani toplumcu bir varlıktır. İnsan sosyalleştikçe topluma faydalı olabilir, o ölçüde de kendisinde güzel huylar ve ahlaklar yerleşir ve ruhen de tekâmül eder. İnsanlara faydalı olan bir insanda bencil duygular yerini cemaat ruhuna bırakır. Fedakârlık, yardımlaşma, cömertlik, diğergamlık, sabır, sebat, adalet, hoşgörü gibi pek çok güzel hasletler insan ruhuna toplumda yerleşir. İnsanı kibirden, gururdan, bencillikten ve dar görüşlülükten kurtarır. İnsan sosyalleştikçe insanlığı da tekâmül eder. Başkalarının sevincini ve üzüntüsünü paylaşır, kendisi için değil toplum için yaşamaya başlar. Böylece peygamberimizin (sav) “Ümmetî, Ümmetî…” sırrını anlar ve bu sünnetini ihya etme gayreti içine girer. Bu şekilde hayırlı bir insan olur. Peygamberimiz (sav) insanın bu yönüne dikkatimizi çekerek “İnsanın hayırlısı insanlara faydalı olandır” (Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 472) buyurmuşlardır.
|