Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Sosyal Hayat arrow Fıkralarla Sosyal Hayatımız
Advertisement
Fıkralarla Sosyal Hayatımız PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 02 Ekim 2010

Mustafa CAN
Doğu kültüründe insanların başarısını alkışlamaktan çok, başarısız olmasını isteme eğilimi daha ağır basmaktadır.
Birlikte iş görme ve beraber çalışma, ortak iş yapma kültürü gelişmemiştir. Bireysellik ve tek başına hareket etme, bencillik ve bağımsızlık daha ağır basmaktadır. Her insan kendi gayreti ile başarılı olamayacağı ve daima yardıma muhtaç olduğu için de başkasının başarısız olmasını bekleyerek sıranın kendisine geleceği düşüncesi de ağır basmaktadır.

İp cambazı direklerini batılı bir kasabada kurup, eline denge sırığını alıp sırat köprüsü misali ipte yürümeye başladığında, izleyiciler yürek ağızda izlerlermiş: ‘Ha geçti, ha geçecek!’ Söz konusu olan insan hayatı, selameti tabii... Aynı cambaz direklerini şarkta bir kasabada kurduğunda izleyiciler yine yürek ağızda izlermiş, ama bir başka beklentiyle: ‘Ha düştü, ha düşecek.’ Şarklı kafanın yüzlerce yıllık uykusundan bir türlü ayılamayışını bu bakış farkı güzel anlatmaktadır.

**

Yine doğunun bencilliğini anlatan ve “ben görmesem bir saadeti dünya istediği gibi batsın” düşüncesini yansıtan şöyle bir fıkra anlatılır:

Fakir köylü, ahırındaki samanlıkta bir kutu bulmuş. Kapağını açmasıyla içinden bir cin çıkmış, dile gelmiş: ‘Dile benden, ne dilersen!’ Köylü yakınmış: ‘Şu benim komşu... Bende dört inek var, onda sekiz. Benim iki mislim kazanıyor, üzülüyorum.’ Cin, ‘Kolay’ demiş; ‘Hemen dört inek de sana vereyim.’ Tam sihirli değneğini kaldırmışken, köylü ‘Aman dur’ demiş, ‘Şimdi fazladan dört inekle kim uğraşacak? Onunkilerden dördünü öldür.’

Görüyorsunuz ki, şarklı zihniyet, çoklukta değil, yoklukta eşitliği marifet sayar. Sürekli daha az çalışıp ayakta kalmanın hesabını yapar, üretip ilerlemenin değil.

**

Doğu kültüründe uzlaşma, anlaşma ve beraber hareket etme yoktur. Bu nedenle ortak noktada buluşma ve anlaşma yerine farklılıkları konuşarak ayrışmayı esas alırlar. Çıkarları ve menfaatleri konuşmak ve geleceği şekillendirerek herkesin ortak hedefleri doğrultusunda iş yapma ve kazanç sağlama yerine farklılıkları dile getirerek başkalarını kendi düşüncesine çekme çabası içinde olurlar. Hiç kimse kendi radikal düşüncesinden yanlış da olsa taviz vermediği için hep kavga ederek ayrılırlar ve hiçbir faydalı sonuç da elde edemezler. Bunu şu fıkra ne güzel anlatmaktadır:

Adam ölmüş, öbür dünyaya gitmiş. Günahlarıyla sevapları eşit çıkınca bir melek ‘Biraz   bekleyeceksin, yeniden hesaplayacağız’ demiş, bu arada sana etrafı gezdireyim.’ Cehennemin kapısından bakarken adam içeride kaynayan dev kazanları görmüş. Başlarında zebaniler, çıkmak isteyenlerin başına bir balyoz vurup geri gönderiyorlar. ‘Bu nedir?’ demiş adam. Melek, ‘Her milletten gelenleri bir kazana koyduk’ demiş, ‘Haliyle kaçmak istiyorlar, Bizim görevliler de engelliyor.’ ‘Peki şu kazanın başında niye hiç zebani yok?’ diye sormuş adam. ‘Ha o mu?’ demiş Melek; ‘Ona Türkleri koyuyoruz, biri çıkmaya çalıştığında nasıl olsa diğerleri bacaklarından tutup aşağı çekiyor’.

**

Batılılar “Evlenmek hakları ikiye bölmek, görev ve sorumlulukları ikiye katlamaktır” derler. Doğulular ise “Evlenmek kadının erkeğe mutlak itaatini sağlamak ve kadının bütün haklarını alıp erkeğe yüklemektir” şeklinde bir anlayışa sahiptirler. Paylaşmayı kabul etmediklerinden bunu tam olarak sağlayamadıkları için çatışmalar ve sonunda kavgalar kaçınılmaz olur. Kavga da sonuçta ayrılmakla sonuçlanır.

İtaat mutlak olunca ifade özgürlüğü de olmamaktadır. Biri herkes namına düşündüğü için diğerlerinin düşünmesine gerek yoktur. Evde aile reisi, iş yerinde patron ve dairede amir herkes adına düşünür ve diğerleri de onun fikir ve düşüncelerine mutlak itaat ederler. İş yerinde huzur böyle sağlanır ve başarı böyle elde edilir zannedilir. Gerçekte ise başarı da fikir de ortaktır. Bir işi yapan onun eksiğini de yanlışını da görür ve o konuda söz hakkına sahiptir. Amir konumunda olan da onu hoşgörü ile karşılamak durumundadır. Doğunun geri kalmışlığında maalesef amir konumunda olanların her şeyi bildikleri düşüncesi yatmaktadır. Bu nedenle amire karşı söz söylemek saygısızlık ve itaatsizlik olarak değerlendirilir.

Gerçekte ise Einstein’in dediği gibi “İfade özgürlüğünü, yasalar bile tek başına garanti edemez. Herkesin kendi düşüncesini, cezalandırma olmaksızın açıklayabilmesi için toplumda hoşgörü mevcut olmalıdır.” Böyle bir hoşgörü ortamı olmadan gerek ekonomik ve iktisadi, gerekse hukuki ve siyasi bir gelişme sağlanamaz.


Etiketler:  Fıkra Sosyal Hayat Doğu Kültürü Batılılar Yoklukta Eşitlik Bencillik Uzlaşma Anlaşma Hoşgörü
 
< Önceki   Sonraki >