Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Sosyal Hayat arrow Hayat İttihat ve İttifaktadır
Advertisement
Hayat İttihat ve İttifaktadır PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 16 Ekim 2010

M. Ali KAYA
“Mahlukat mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlukıyet nispetinde de birdirler.” Bu nedenle kimsenin kimseye tefevvuku ve üstünlüğü yoktur. Bir insan, insan olarak yaratılmış olmasından dolayı Allah’a şükür ile mükelleftir. Bunun dışında diğer hayvanlardan kendisini üstün görmesi doğru değildir. Bu hale “tevazu hali” denir.

Bilhassa iman bağı ile Allah’a intisap eden mü’minlerin aralarında “Esmâ-i Hüsnâ” adedince birlikteliklerin bulunduğu bir gerçektir. Peki ama neden ihtilaf ve ayrılıklar olmaktadır? Bu sorunun en makul ve gerçekçi cevabı “cehaletin zulmetinden” ve “hissiyatın perdelerinden” gerçeklerin görülmemesi ve bilinmemesidir. Bu nedenle Bediüzzaman “İttihat cehl ile olmaz. İttihat imtizac-ı efkârdır. İmtizac-ı efkar marifetin şuâ-ı elektriğiyle olur” (Münazarat, 60) diyerek bizlere cehalet ve bunun sebebi olan fikir ayrılıklarının sebebini açıklamıştır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri birlik ve beraberliğin önemine devamlı olarak vurgu yapmış ve “Uhuvvet Risalesi” ile ihtilafların sebeplerini açıklayan “İhlas Risalesi” ile mü’minlerin aralarındaki birlik bağlarının en önemlileri olan “İhlas ve Uhuvvet” prensiplerine dikkatlerimizi çekmiştir. “Ey ehl-i İslam! İşte küre-i zemin gibi ağır ve âlem-i islâmiyete çökmüş olan mesâib ve devâhiye karşı nokta-i istinadınız, muhabbet ile ittihadı; marifet ile imtizac-ı efkârı, uhuvvet ile teâvünü emreden nokta-i islâmiyettir” (Cemal Kutay, Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslümanı, s. 389) diyerek İslam prensiplerinin uygulandığı zaman birliğin sağlanabileceğini belirtir.
 
Bilhassa siyasetin amacı ülkede birliği ve beraberliği sağlamaktır. Bu sağlandığı zaman ekonomik gelişmeler arkasından gelecektir. İhtilafları ve farklılıkları dile getirmek ve bunlar üzerinden siyaset yapmak birliği sağlamadığı gibi bilakis ayrılıkları körükler. Bu nedenle alınan kararlar ve yapılan reformlar ve açılımlar amacına ulaşmadığı gibi, yeni problemleri ve ayrılık sebeplerini beraberinde getirir.

Birliği sağlamak için kanun hakimiyetini sağlamak ve hukukun üstünlüğünü temin etmek gerekir. Hukuk karşısında eşitliğin olmadığı ve imtiyazların bulunduğu bir ülkede birlik ve eşitlik zaten yasalarla bozulmuş olur. Haksızlık yasalarla yasal hale getirilmiş olur. Bu durumda birliğin sağlanması zaten mümkün olmaz. Bu gerçeği Bediüzzaman “İttihat imtiyaz ile olmaz. Bir maden-i içtimai hayatımız olan ittihad-ı millet, ref-i imtiyazdan başka ne ile olur?” (Tarihçe-i Hayat, 73) diye sorar.

İttihadın “ehl-i hak” denilen hak ve hakikati savunan ve adalet ile iktisadı esas alanlar arasında gerçekleşebileceğini belirten Bediüzzaman “Ehl-i hak ile ittifak tevfik-i ilâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medârı olduğunu” (Lem’alar, 2005, İhlas Risalesi, s.375) ifade ederek Allah’ın yardımının ancak birlik ve beraberliği sağlamamıza bağlı olduğunu belirtir.

Dünyada birliğin en büyük düşmanı olan inkâr-ı uluhiyetten ve semavi dinlerle mücadele eden küfür cephesinden kaynaklandığına şüphe yoktur. Bütün kötülüklerin ve insanlığa zarar veren menfaat şebekelerinin kaynağı ve dayanağı küfür, yani Allah’ı inkardır. Bu da “maddeci materyalizmden” kaynaklanmaktadır. Materyalizm insanlığı ayrıştırmak ve fitnesini yayarak anarşiyi doğurmak için bütün imani ve insani değerleri yıkmayı prensip edinmiş bir fikir ve inançsızlık akımıdır. Anarşi, terör, uyuşturucu, müstehcenlik gibi her nevi ahlaksızlığı ve yıkıcılığı körüklemekte ve sadece inananları değil, bütün insanlığı tehdit etmektedir. Bu cereyana karşı Müslümanların tek başına mücadele ederek başarılı olmaları mümkün görünmemektedir. Tüm semavi dinlere inanan ve insanî değerleri ayakta tutmaya çalışanların ortak hareket etmeleri ile ancak durdurulabilir ve mağlup edilebilir. Bunun için Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Şimdi ehl-i iman, değil Müslüman kardeşleriyle belki Hıristiyanların dindar ruhânileri ile de ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf meseleleri nazar-ı itibara almamak gerekir” (Emirdağ Lahikası, 1:202) diyerek dünya çapında birlik ve dirliğin yolunu göstermiş ve dünya barışına büyük bir katkı sağlamıştır.

Bilhassa peygamberimiz (sav) dikkatleri ahir zamana çevirerek “Ahir zamanda gelecek olan ve zındıka başına geçecek olan Deccal ve Süfyan gibi  müthiş ve muzır şahısların ehl-i İslam’ın nifak ve şikakından istifade ederek az bir kuvvetle onlara galebe edeceğini” (Hakim, Müstedrek, 4:530; Mektubat, 2004, s. 455) belirtmiştir. Bu hadisten anlaşılacağı gibi deccal ve Süfyan kendi güç ve kuvvetleri ile değil, zorla ve galebe ile de değil, ancak Müslümanlar arasına fitne atarak onları bölüp parçalayarak, menfaat kavgasına iterek pek çoklarını kendisine taraftar ederek siyasi yollarla ehl-i imana galebe edecektir.
 
Bu gerçeklerden yola çıktığımız zaman ehl-i iman birlik ve beraberlik, uhuvvet ve muhabbet ortamı oluşturmak için ilme, eğitime ve maarife büyük önem vermelidir. “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahı ile cihad edeceğiz” diyen Bediüzzaman’a kulak vermek zorundadır.

Sonuç olarak “İttifakta kuvvet var, ittihatta hayat vardır. Uhuvvette saadet vardır.” (Nutuklar, 359) Bu amacı gerçekleştirmeye çalışan bir nur talebesi en değerli hizmeti yaptığını söyleyen Bediüzzaman “Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp, mahviyet ile tesanüt ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz bir veliden ziyade mevki alıyor” (Şualar, 287) demektedir.

Şurası da unutulmamalıdır ki, doğruyu bulmak, hakka taraftar olmak, hak için mücadele etmek yanlışta ittifak etmekten ve haksızlıkta bir araya gelmekten önemlidir. Zaten ehl-i iman arasındaki mücadelenin bir sebebi de budur. Ancak hak ve hakikati bilmek, doğruyu bulmak ilimle olur. Bu nedenle Bediüzzaman “İttifak Hüda’dadır, heva ve heveste değildir” buyurur. “Hakkı bulan hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Hakkın hatırı âlidir, hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.”     
 


Etiketler:  Birlik ve Beraberlik İttifak İttihat İlim Cehalet İmtizac-ı Efkar Uhuvvet Risalesi İhlas Risalesi İhlas Uhuvvet
 
< Önceki   Sonraki >
İLIM
İHLAS
CEHALET
UHUVVET
İTTIFAK
İTTIHAT
BIRLIK VE BERABERLIK