|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
Allah'ın dinine hizmet etmek isteyen bir mü’min ölçülü olmalıdır. Ölçülerini de semavi ve ilâhi kaynaktan almalıdır. İki türlü hizmet metodu vardır. Birincisi semavî ve ilâhi; ikincisi ise beşerî ve arzîdir. Yüce Allah dininin hizmet ölçülerini de koymuştur. İnsanın aklına bırakmamıştır. Hizmetin ölçülerini de koymuştur.
Birincisi: Peygamberimiz (sav) buyurdular “Kim insanlar helak oldu der de insanları helak olmuş görürse, bilin ki kendisi helak olmuştur.” Hizmet edecek bir mü’min daima müspet düşünmelidir. Bütün insanları iyi, kendisini kusurlu bilmelidir. Gelecekten ümitli olmalıdır. İnsanları helak olmuş görmek ümitsizliktir. Kendi kusurunu büyük görmelidir. Hata ve kusurunun küçüklüğüne değil, kusur işlenen zatın büyüklüğünü düşünmelidir. Mü’min yaptığı hizmeti değil, yapması gerekeni yapamamanın ezikliğini taşımalıdır. Çünkü yapması gerekeni yapmamak büyük sorumluluktur.
İkincisi: Mü’min kendi nefsini herkesten önce ıslaha muhtaç görmelidir. Çünkü yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey iman edenler! Size nefsiniz lâzımdır. Başkalarının dalaleti sizin hidayetinize zarar vermez” (Maide, 5:105) Her şeyden önce mü’min kendi nefsini ıslah etmekle başlamalıdır. Kur’an okuduğu zaman nefsine okumalı, hadis okuduğu zaman nefsine okumalıdır. Çünkü yüce Allah her şeyden önce bireye, ferde hitap etmektedir. Allah'ın emir ve yasakları bireyleredir. Birey ıslah olmalı ve bireyin hakkı korunmalıdır. Bunun için yüce Allah “Size nefsiniz lâzımdır” buyurur. Bir insan kendisini kurtarmadığı zaman yatıklarının hiçbir değeri kalmaz.
Üçüncüsü: Mü’min her şeyin iyisine bakmalıdır. Daima müspet düşünmeli, menfî düşünmemelidir. “Her şeyin iyisini al” kuralına göre hareket etmelidir. Daima hayırla meşgul olmalı, şerli işlerden kaçınmalıdır.
Dördüncüsü: Mü’min gücünün yetmediği bir şeyin altına girmemelidir. Peygamberimiz (sav) “Mü’mine kendisini küçük düşürmek yakışmaz. Kişi altından kalkamayacağı bir işe girer altında ezilir ve kendisini küçük düşürür” buyurdular.
Beşincisi: Mü’minler birlikte hareket etmelidir. Peygamberimiz (sav) “Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır” buyurmaktadır. Bunu yaparken de “İstişareye” değer vermelidir. Peygamberimiz (sav) “İstişare eden pişman olmaz” buyurdular.
Altıncısı: Daima ileriyi ve geleceği düşünmelidir. Geçmişe değil geleceğe bakmalı, hatıralarla değil, idealler ve fikirlerle uğraşmalıdır. Sahabeler peygamberimizin (sav) bıraktığı gibi bir idari sistemi devam ettirmek yerine geliştirerek sistemli hale getirdiler. Kurumları oluşturarak devlet kurumları oluşturdular. Bunu yaparken de Mecusi İran ve Hıristiyan Bizans sistemlerini esas aldılar. Yine Osmanlı Devleti aşiret usulü ile kuruldu; ama biz bu geleneği devam ettireceğiz” demediler. İhtisasa önem verdiler. Fatih Sultan Mehmet Rum mühendislere top döktürerek İstanbul’u fethetti. İstanbul’un fethinden sonra da Rum mimarlara İstanbul’u imar ettirdi. Selçuklu’nun hatasına düşmedi. Selçuklular ise “Tevaif-i Müluk” yanlışı kısa zamanda ile yıkıldı. Osmanlının ileri görüşlülüğüne sahip olmalıdır.
Yedincisi: Kabiliyetlerden faydalanmalıdır. “Teşrik-i Mesai ve Taksimu’l-Âmal” kaidesini uygulayabilmek için kabiliyetlerden faydalanmak şarttır. Gelişme ve ilerleme buna bağlıdır. Yüce Allah'ın emrettiği farzları yapıp yasakladığı haramlardan kaçan bir mü’minin yapması gereken en önemli iş ve hizmet topluma ve çevresine faydalı olmaktır. Sahabenin mesleği bir köşeye çekilerek şahsî kemalat için çalışmak değil, çevresine ve topluma faydalı olacak şekilde sosyal hayata katılmaktır. “El-insan abidu’l-ihsandır.” Yani kişi fayda gördüğü kimsenin kölesidir. Mü’min faydalı insandır ve insanlar ondan gördükleri fayda sayesinde ona minnettar olurlar. Hayatın amacı nedir? İnsanın yakınlarına ve topluma faydalı olmasıdır. Bir ağacın meyvesi ne ise insanın da çevresine vermesi gereken hayırlar ve faydalar olmalıdır. Yoksa meyvesiz ağaç yakılması gereken odundan başak işe yaramaz.
|