Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Sosyal Hayat arrow İNSAN ve İNSANLIK
Advertisement
İNSAN ve İNSANLIK PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 26 Haziran 2008
Yazı Index
İNSAN ve İNSANLIK
Sayfa 2
Sayfa 3

 
İnsanın İnsanlığı Hürriyetinin Kullanımına Bağlıdır:
İnsanın insanlığı hürriyeti ve iradesi iledir. İradesi elinden alınan ve hürriyetini kaybeden insanlığını da kaybeder. İnsan iradesi ile seçme yeteneğine sahiptir. Üretir, düşünür ve gelecek ile ilgili planlar yapar ve geleceğini planlar. Yüce Allah bu konuda insana yetki vermiş ve kendisine muhatap kılmıştır.


İnsanın halife olarak yaratılması bunu ifade etmektedir. (Bakara, 2:30) Halife insanın irade ve hürriyet verilerek yeryüzündeki bütün varlıklar üzerinde tasarrufa yetkili kılınması demektir. Kendisine yetki verilen elbette sorumluluğu da üslenme durumundadır. Bunun için irade ve isteği ile hilafete aday olan ve halife olarak gönderilen insan elbette sorumluluğu da ister istemez üstlenmiş demektir.


İnsana akıl ve irade verilmesi onun hür olarak yaratılmasının delilidir. Bunun için insanın insanlığı iradesinin kullanımı iledir. İradesi elinden alınan ve aklına değer verilmeyen insanın insanlık yönü gelişmez. Kendisini köle olarak gören ve aşağılanan bir insandan da insanlık ve âdemlik yönü gelişmez; ancak insanlara karşı nefret ve intikam alma duyguları inkişaf eder. Bütün şerlerin kaynağı da budur. Bu sebeple “Hürriyet” insanlığın terakki ve tekâmülünün kapısıdır.


Hürriyet ortamında da insan aklına verilen değer insanlığın terakkisini sağlar. İnsan aklına verilen değerin en önemli göstergesi de “İstişare”dir. Bu bakımdan yüce Allah “Meşveret ve Şurayı” emretmiştir. (Âl-i İmran, 3:159; Şura, 42:38) İnsanlık ancak hürriyet ortamında ve meşveret ve şuraların yapılabildiği ölçüde inkişaf edeceği dinin insan hayatına ve insanın sosyal hayatına bakan yönünü teşkil etmektedir.   

İnsan Dünyaya ve Mala Düşkündür:
Kur’ân-ı Kerim insanı muhatap alır, insanın saadeti için nazil olmuştur. İnsanı yeryüzünün halifesi görür. (Bakara, 2:30; Enâm, En’am, 6:165) Bunun için yeryüzünde tasarrufa memurdur; dilediği gibi tasarruf eder. “Yeryüzünde bulunan her şey insan için yaratılmıştır. (Bakara, 2:29)


Bununla beraber insan Allah'ın emrine uymadığı için “zalim ve câhildir” (Ahzab, 33:72) Allah'ın nimetlerini takdir etmediği için de “nankördür.” (Hac, 22:66) Kendi kendine yeter görerek Allah’a olan ihtiyacını bilemediği için taşkınlık yapar, tuğyan eder. (Alak, 96:6–7) Ancak başına bir sıkıntı ve felâket gelince Allah’ı hatırlar. (Yunus, 10:12) Hayatında acelecidir. (İsra, 17:11) Yine insan mala ve dünyaya çok düşkündür; bu yönü ile hırs ve ihtirasla donatılmıştır. (Meâric, 70:19) Kendisine nimet verildikçe cimrileşir. (İsra, 17:100)  Bütün bu yönleri ile insan zayıf yaratılmıştır.

İnsanın Yaratılışı:
İlk insan olan Hz. Âdem (as) yeryüzünün çeşitli topraklarının karışımından yoğrulmuş ve Allah tarafından yaratılarak ruh üflenmiştir. Yaratılışı bir anda değil, insanın tekâmülüne uygun olması için hikmet-i ilâhî gereği tedricen çeşitli aşamalardan geçirilerek yaratılışı tamamlanmıştır.


İnsanın ilk menşei olan toprak (Fatır, 35:11) su ile karıştırılarak çamur haline getirilmiştir. (En’am, 6:2) Sonra o çamurun özü ele alınmıştır. (Mü’minûn, 23:12) Daha sonra bu çamurun özü mayalanmaya bırakılmış ve yapışkan bir hale gelmiştir. (Saffat, 37:11) Sonra o insanın hamuruna ve mayasına şekil verilmiştir. (Hicr, 15:26) Daha sonra kurumaya bırakılmış ve fırında pişirilmiş gibi kurumuştur. (Hicr, 15:26)  Sonra Allah ona ruhundan üflemiştir. (Hicr, 15:29)


Peygamberimiz (sav) “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar” (Buhari, Cenâiz, 80; Müslim, Kader, 22; Tirmizi, Kader; 5) Bu hadisini iki anlamı vardır. Birincisi, insanın fıtratı imanı anlayacak, iman ve İslam hakikatlerini kavrayacak ve yaşayacak fıtratta ve bedeni ibadet edebilecek surette yaratıldığını ifade etmektedir. İkincisi ise insanın ruhunun ruhlar âleminde Allah'ın birliğine, rububiyetine ve ulûhiyetine iman etmiş olarak dünyaya gönderildiğini ifade etmektedir. Bunun için bir mü’mine “Ne zamandan beri Müslümansın?” diye sorulunca “Kâlû Belâdan beri müslümanım” demektedir ve böyle demesi gerekir.


Yüce Allah varlıkları yaratmadan önce bütün insanların ruhlarını yaratarak bunları ilâhî huzuruna toplamış ve kendilerine “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu. Onlar da “Belâ! Elbette Sen bizim Rabbimizsin!” demişlerdi. (A’raf, 7:172) Yüce Allah onların bu sözlerinde durup durmayacaklarını kendilerine göstermek, ruhların terakki ve tekâmülünü sağlamak amacı ile birer bedene yerleştirerek bu dünyaya imtihan için göndermektedir.

İnsanın Yaratılış ve Dünyaya Gönderiliş Amacı:
Yüce Allah varlığı zatına delil, isim ve sıfatlarına ayine olsun, mahlûkat içinde akıl ve şuur sahibi olanlar varlıktan yaratıcıya intikal ederek onu isim ve sıfatları ile tanısın diye yaratmıştır. Varlıklar içinde en mütekâmil olanı insandır. İnsan bu sebeple Allah'ın yeryüzündeki muhatabı makamındadır. Kendisi küçük ama istidat ve kabiliyet itibariyle bütün varlıklardan daha büyüktür. Aklı ile kâinatı ihata eder, hayali ve duyguları kâinatın ötesine hükmeder. Bu sebeple insanın yaratılış amacı Rabbini isim ve sıfatları ile tanımaktır. Bunun için “kâinatta en yüksek hakikat imandır.”


İnsan Rabbini en mükemmel şekilde tanıyacak kabiliyet ve istidatta yaratılmıştır. Bundan dolayı Rabbini eksik ve noksan tanıması onun için en büyük günahtır. Zira yaratılış amacı budur. Bu sebeple yaratılış amacına zıt olan rabbini eksik tanıyarak şirke düşmesi Allah katında en büyük zulüm ve affedilmez günahtır. Yüce Allah “şirki asla affetmez; şirk dışında diğer günahları dilediği şekilde affeder.” (Nisa, 4:48) Çünkü “şirk Allah’a yapılan en büyük iftiradır.” (Nisa, 4:48) ve “En büyük zulümdür.” (Lokman, 31:13)


Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Siz boşuna yaratıldığınızı, başıboş bırakıldığınızı ve hesap vermek için huzuruma döndürülmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz?” (Mü’minun, 23:115) “Ben insanları ve cinleri iman ile beni tanısınlar ve bana itaat etsinler için yarattım” (Zariyat,51:56) buyurarak imanın ve itaatin yaratılış amacı olduğunu ifade etmektedir ve bu yüce gayeye hizmet etmesini istemektedir.


İnsanın yaratılış amacı iman ve itaat olduğu gibi, dünyaya gönderilişinin amacı da ruhun terakki ve tekâmülünü sağlamaktır. Zira yüce Allah ruhu basit bir cevhere olarak yaratmış ve o ruha binlerce istidat ve kabiliyetler vermiştir. Ruhun terakkisi ve tekâmülü, ulvî âlemlere layık olması ve Allah katında yüce makamlara ve cennete layık hale gelmesi bu kabiliyetlerin inkişafı ve gelişmesi iledir. Bu da dünyanın yaratılmasını, bir okul, bir imtihan yeri olmasını gerekli kılmıştır. Ta ki insanlar burada kabiliyetlerini geliştirsinler. Çünkü kabiliyetler gelişme ve kendilerini ifade etme ve gösterme zemini bulamazlar ise sönerler. İnsan kabiliyetlerinin gelişimi ise eğitime bağlıdır. Bunun için dünyada insanın vazifesi “taallüm ile tekemmüldür.” (Sözler, 503)


Dünya bir okuldur. Peygamberler bu okulun öğretmenleri, kutsal kitapları ders vererek dünya okulunun talebeleri olan insanları eğitmekte ve kabiliyetlerini geliştirerek dünya ve ahirette mükemmel insanlar olmaları, dünyadan ve cennetten istifade etmeleri için çalışmaktadırlar. İnsanı ruhen terakki ettiren ve kabiliyetlerini inkişaf ettiren dünya hayatıdır. Güzel ahlakın gelişmesi de dünyadaki imtihanlara bağlıdır. Sıkıntı olmazsa sabır, mücadele olmazsa sebat ve cesaret, mal olmazsa cömertlik ve yardımseverlik duyguları gelişmez. Diğerlerini buna kıyas edebilirsiniz. Sonuçta insan bu dünyada Allah'ın rızasını kazanır ve cennet ile mükâfatlandırılır. Aksi takdirde Allah'ın öfkesini çeker ve yaratılış amacını gerçekleştirmediği için de cehennem ile cezalandırılır.

Ölümün Mahiyet ve Hakikati:
İnsan bu dünyaya isteyerek gelmiş değildir. Allah'ın lütfüne ve keremine mazhar olarak yokluktan varlığa çıkarılmış ve kendisine ruhu ile beraber mükemmel istidat ve kabiliyetler lütfedilmiştir. Dünya okuluna gönderilerek kabiliyetlerinin geliştirilmesi istenmiştir. Demek ki kendisinden önemli görevler beklenmektedir. İnsan da bu dünyada buna layık olup olmadığını gösterecektir. Sonra dünyaya gönderen onu burada bırakmamakta, mükâfat ve ceza için bir başka âleme götürmek istediği görülmektedir. Çünkü sadece insan değil hiçbir fani bu dünyada bırakılmamaktadır. İstemeden dünyaya gelen insan istemeyerek de götürülmektedir.


İnsanın bir başka âleme götürülmesi “ölüm” dediğimiz olay ile gerçekleşmektedir. İnsan adı üzerinde “ünsiyet” ettiği bu dünyadaki yakınlarından, kazandığı varlıklarından ayrılmak istemediği için ölüm kendisine çirkin ve kötü görünmektedir. Ama ne var ki bu dünyada ruhuna giydirilmiş olan, zaman içinde yıpranan ve ruhu taşıyamaz hale gelen, hastalık ve tahribat ile dağılan beden elbisesi gideceği âlemde işine yaramayacaktır. Bunun için beden elbisesini ruhun çıkarması gerekmektedir. Ruhun bedeni terk etmesine “ölüm” denmektedir.


Bu dünyada imtihana tabi tutulan, peygamberlerin getirdiği kitaplar ile eğitime tabi tutulan insanlar üç kısma ayrılmaktadırlar. Birincisi inananlar. Bunlara mü’min denilmektedir. İnananlar inançlarının gereği gibi yaşadıkları zaman da Müslüman sıfatını kazanmaktadırlar. İkincisi de inanmayanlar ve peygamberi açıktan yalanlayarak karşı çıkanlardır. Bunlara da inkârcı manasında “kâfir” denilmektedir. Üçüncüsü ise peygamberlerin getirdiği dine ve imana inanmamakla beraber dünya menfaati ve çıkarları için inanmış gibi gözükmektedirler. Bunlara da “münafık” denilmektedir.  Bunlar ilkesiz oldukları, hiçbir ahlâkî değeri tam olarak benimsemedikleri ve her şeyi işlerine geldikleri gibi anlayıp anlattıkları için en tehlikeli kısmı teşkil ederler. Yalan söylemek, emanete değer vermemek, sözlerini çiğnemek gibi gayr-i ahlâkî davranışları kendi menfaatlerinin gereği sayarlar. Müslümanlar ve kâfirler içinde ayrıca insanlara zulmeden zalimler ve çeşitli sebeplerle suç işleyen günahkârlar da vardır. 


İşte insanların bütün bu kesimlerini hesaba çekmek, layık oldukları ceza ve mükâfatı vermek amacı ile yüce Allah ölüm ile ahirete götürdüğü bu insanları “Haşir”de toplayarak “Mahkeme-i Kübra”da yargılayıp Cennet ve Cehenneme gönderecektir.


İşte ölümün amacı ve mahiyeti budur.

 



 
< Önceki   Sonraki >