|
Sayfa 1 Toplam: 3 M. Ali KAYA
İnsan, kelimesi “ENS” harflerinden türemiştir. Bunun iki anlamı vardır. Birincisi “ünsiyet” yani, yakınlık ve birbirleri ile anlaşma demektir. İkincisi ise, “nisyan” yani unutmak anlamına gelir. Birincisi insanın fazilet yönünü, ikincisi ise insanın hata ve yanlış yapma yönünü ifade ederek ikisi beraber insanı tarif etmektedir. Bu bakımdan insan başkaları ile ünsiyet ederek beraber yaşayabilir. Bunun için yardımlaşma insanlığın birinci şartıdır. Yine insan unutkandır, bu sebeple pek çok hatalara düşer, buna da müsamaha ile bakmak gerekir. İnsanın kasıt taşımayan davranışlarına af ve müsamaha ile yaklaşmak da insanlığın gereğidir. İnsanlık bu iki temel üzerine yükselir.
Hz. Âdem (as) cennette Hz. Havva annemiz ile ünsiyet ederek yaşamaya başladılar; ama Allah’a olan ahdini unutarak da cennetten çıkarıldılar. (Taha, 20:115) İlk insan olan Hz. Âdem’de (as) insanın özelliklerinden ikisini de görmekteyiz. Fizyolojik açıdan ele aldığımız zaman insanı ruh ve bedenden oluşan bir bütün olarak tarif etmek mümkündür. İnsanın gerçek insanlık yönü ruhu iledir. Bedeni ile insanın diğer canlılardan farkı yoktur.
İnsanın İki Yönü:
Kur’an-ı Kerim insandan “Beşer” ve “Âdem” olarak bahseder. İnsanın beşerî yönünü, bedenî, nefsî ve hayvânî yönüdür. İkinci yönü de rûhânî, melekî ve insânî yönüdür. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde İblis’in Âdeme secde etmemesi üzerine “İki elimle yarattığım şeye seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (Sa’d, 38:75) buyurur. Yüce Allah bu ayette “iki elimle” buyurmakla insanın hayra ve şerre bakan yönünü nazara vermiştir. Çünkü insan hayır yönü ile meleklerden daha yüce makamlara çıkarken, şerre bakan yönü ile şeytanları geri bırakacak tahribat yapabilir. İnsanın terakki ve tedennisi sonsuzdur. Bununla insan yaratılış itibariyle nötr, yani sıfır noktasında yaratılmış olup iradesi ve tercihi ile Allah'ın hayır ve şerrine tam olarak ayine olduğunu göstermektedir.
İnsanın âdemiyet yönü melekleri secdeye mecbur ederken, beşeriyet ve tahribat yönü şeytanı kıskandıracak derecededir ki şeytan kıskancından secde etmemiştir. İnsana bütün esmanın talim edilmiş olması de insanın sonsuz kabiliyetlerde yaratıldığını ifade etmektedir. (Bakara, 2:31)
Âdem insanlık yönü olduğu için “adam olmak” tabiri dilimize yerleşmiştir. Âdem “Elif, Dal ve Mim” kelimelerinden meydana gelir. Bu da “namaz kılan” bir adamı tasvir eder. Bundan adam olmanın şartı Allah'ın emri olan namaz kılmak olduğu anlaşılır. “Beşer” ise başında “Be” harfinin olduğu “şer” yönüdür. Bu insanın terakki değil tedenni yönü olduğu için harfler bitişik ve “Ra” ile de aşağıya yani “Esfel-i sâfilîne” dönüktür.
İnsanın bu iki yönü Tîn Suresinde açıkça ifade edilmiştir. “Biz inanı ‘Ahsen-i Takvim’ suretinde yarattık. Sonra onu ‘Esfel-i Safiline’ sukut ettirdik. (Tin, 95:1–4) Bu ayette dikkat çekilen “Ahsen-i Takvim” insanın âdemiyet ve insanlık yönünü, “Esfel-i Sâfilîn” ise insanın beşeriyet yönünü ifade eder. Bediüzzaman’ın yorumu ile “İnsan ahsen-i takvimde yaratıldığı ve ona gayet cami bir istidat verildiği için, esfel-i sâfilînden tâ âlâ-yı illiyyîne, ferşten tâ Arşa, zerreden tâ şemse kadar dizilmiş olan makamâta, merâtibe, derecâta, derekâta girebilir ve düşebilir bir meydan-ı imtihana atılmış, nihayetsiz sukut ve suûda giden iki yol onun önünde açılmış bir mucize-i kudret ve netice-i hilkat ve acube-i san'at olarak şu dünyaya gönderilmiştir.” (Sözler, 2004, s.509)
Yüce Allah bir kutsi hadiste “Ben bütün insanları hanif dini üzere salim bir fıtratta yarattım ve dünyaya gönderdim. Sonra şeytanlar onu dinden, doğru yoldan çıkardı. Benim helal ettiklerimi onlar haram ettiler, insanlara bana ortak koşmalarını söylediler. Oysa ortaklar hakkında hiçbir delil indirmemiştim” (Müslim, Cennet, 63) buyurur.
|