Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Sosyal Hayat arrow KEMALİZM AŞINMA SÜRECİNDE
Advertisement
KEMALİZM AŞINMA SÜRECİNDE PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 27 Ağustos 2009
(Fikret BAŞKAYA ile Ropörtaj)
Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşlar olarak her gün, her an köklerini yüzyıl öncesinin jakoben zihniyetinden alan “resmi yalan”larla yüz yüzeyiz. Kürtlerin, Alevilerin, dindarların, yabancı uyrukluların, gayrimüslimlerin, kısacası “öteki”nin çekmiş olduğu sıkıntıların temelinde, her başkaldırışta burnumuza dayatılan “resmi yalan”ların payı büyük. Sorunların çözülmesi ve gerçekten özgür bir toplum olabilmemiz için atılması gereken ilk adım tarihimizle yüzleşmek ve yalanın yerine gerçeği ikame etmek. Biz de bu amaçla resmi tarihi sorgulayan, kendisini resmi yalanlarla mücadeleye adayan ve yaşadığı mağduriyetlere rağmen geri adım atmamış nadir aydınlarımızdan bir tanesi olan Fikret Başkaya ile görüştük.

“Paradigmanın İflası” kitabınızla resmi ideolojiye sıkı bir eleştiri getirmiş ve bedelini ödemiş bir aydın olarak, bahsettiğiniz “yeni bir tarih yazımı”nın topluma getirileri ne olacak?

Resmi ideoloji resmi tarihe dayanıyor, dolayısıyla resmi tarihi teşhir etmeden resmi ideolojiyle hesaplaşmak mümkün değildir. Biliyorsunuz daha önce de yazdığım gibi: “resmi tarih egemen sınıfların bilinmesini istediği tarihtir.” Başka türlü ifade edersek, resmi tarih, yalan, tahrifat, yok sayma, adıyla çağırmamaya, [zira, adıyla çağırmamak bir yalan söyleme yöntemidir] vb. dayanıyor. O zaman bizim durumu kavramak için “şey”lerin ters-yüz edilmiş versiyonunu teşhir edip resmin gerçeğini ortaya çıkarmamız gerekir. Geçmişiniz kuşatılmışsa, geçmişiniz sömürgeleştirilmişse, şeylere, olaylara, olup-bitenlere kendi gözünüzle bakamaz, kendi elinizle tutamazsınız... Onun için tarih bilinci son derecede önemlidir. Eğer geçmişimizi tahrifattan, yalandan temizleyebilirsek, önümüzü görmemiz, yolumuzu bulmamız olanaklı hâle gelir. Onun için şeyleri değiştirmek, toplumsal sürece müdahale etmek gibi kaygıları olanların tarihi ve tarih bilincini önemsemesi gerekiyor. Tarih bilinci bizi özgürleştirecektir... Bu yüzden herşeyde ve her konuda olduğu gibi, tarih tarihçilere bırakılmayacak kadar önemlidir...


Resmi ideolojinin eğitim süzgecinden geçmiş olan Türkiye toplumu, bahsettiğiniz hakikatlerle yüzleşebilecek durumda mıdır?

Entellektüel, eleştiri yapabiliyorsa entellektüeldir ama bunun için köklü bir eleştirel bilince sahip olması gerekir. Bizde diplomalıya ‘aydın’ diyorlar. Oysa böyle bir eğitim sürecinden geçip, beyni ‘resmi doğrular’ tarafından dağlanmış, bilinci köreltilmiş, düşünme yeteneği dumura uğramış diplamalıları ‘aydın’ saymaktan daha büyük aymazlık olamaz. Bu kesimin misyonu, kurulu düzeni, mevcut olanı koruyup-sürdürmektir. Fakat herşeye rağmen eğitim süreci çelişkilidir. Bu, bilginin niteliğinden kaynaklanan birşeydir. İstediğiniz kadar çaba sarfedin, tek tip kafa yetiştirmek için ne yaparsanız yapın, mutlaka ‘fire’ olacaktır, sürüden ayrılanlar olacaktır. Bu yüzden gerçekten entellektüel sayılması gerekenlerin sayısı her zaman çok azdır ama onların etkisi sayısal çokluklarından kaynaklanmaz. Geçerli paradigmada bir gedik açıktıklarında, o gediğin büyümesi kaçınılmazdır. Mesela ‘Lumières’ de denilen aydınlıklar yüzyılının [XVII.yy] çığır açan düşünürleri o dönemin ‘eğitimli kesimine’ oranla küçük bir azınlıktılar ama dünyanın gidişatının yön değiştirmesinde sayısal çokluklarıyla orantılı olmayan bir etkileri oldu... Şimdilerde Türkiye’de resmi tarih ve resmi ideoloji artık ‘dokunulmaz’ değil ve açılan gedik büyüyor ve bu süreç hızlanacaktır... İnsanlar bir kere soru sormaya başlaya görsün... Bence yüzleşme için koşullar olugunlaşmakta...

Geçmişten bugüne –sizin deyiminizle başıyla yürüyen, ayağıyla düşünen- Türk aydınlarının resmi ideolojinin bekçiliği konusundaki kararlılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sözünü ettiğiniz zevâtın etkinliği kendi güçlerinden, argümanlarının inandırıcılığından çok, karşı eleştirinin yokluğundan kaynaklandı. Bu durum onlara ‘köpeksiz köyde değneksiz gezme’ imkânı veriyordu. Tabii onlara aydın dememek gerekir. Düzenin ideolojik gardiyanlarının sadece eğitimden geçtikleri, diplomalı oldukları için aydın sayılmaları, düşünsel-entellektüel azgelişmişlikle mâlül Türkiye toplumuna mahsus bir ironidir... Onların ‘kararlılığı’ karşı taraf sahneye çıkıp, ipliklerini pazara çıkardığından artık birşey ifade etmez... Zira, dayandıkları ideolojik temel çürüktür, yalan üzerine inşa edilmiştir.

Ergenekon davası ve bu dava sürecinde rejim bekçiliği yapanlara karşı getirilen eleştiriler, rejimin niteliğinin anlaşılmaya başlandığının göstergesi midir?

Eleştiri bilinci gelişmemiş bir toplum olduğu için, Türkiye’de “şey”lerin gerçeğini anlamak her zaman promlemliydi. Her şeyin devlet içinde ‘kotarılması’ bir gelenekti. Bu durum, Türkiye’nin tarihinde bir aydınlanma ve modernite devriminin yaşanmamış olmasından, Eski Rejimden [Ancién Régime] bir kopuşun gerçekleşmemesinden kaynaklanıyordu. Devlet eskide olduğu gibi ‘kutsal devlet’ olmaya devam etti... Artık ufukta bu yolun sonuna yaklaşıldığına dair emareler gözleniyor... Artık rejimin niteliğinin tartışılır hâle gelmekte olduğunu umut edebiliriz...
Yazının Devamı için www.kritize.net/roportaj/272-fikret-baskaya-kemalizm-asinma-surecine-girmistir


Etiketler:  Fikret Başkaya Kemalizm Ergenakon Paradigmanın İflası Eleştiri Resmi İdeoloji
 
< Önceki   Sonraki >