Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Osmanlının Son Dönemi PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 21 Temmuz 2010
M. Ali KAYA
Sosyolog İbn-i Haldun “Zevk ve safaya dalmak, devletin ve saltanatın tabiatındandır. Eğlence ve zevk-u sefa ile devletin idealini yitirmesi de yıkılışının başlıca sebeplerindendir" diyerek devletlerin yıkımı ile ilgili tespitlerini yapar. Osmanlının yıkılışı da bu tespiti doğrular mahiyettedir. Osmanlı devletinin gerilemesinin farkına vararak ıslahat çalışmalarına başlaması ve arka arkaya gelen mağlubiyetlerden, zaferlere dönüştürecek çareleri aramaya başlaması Sultan III. Selim’den itibarendir. Dini salâbet zayıflamış, İslam ahlakı bozulmuştu. Askeri disiplin ve itaat bozulmuş, mağlubiyetler başlamıştı. Hazine boşalmış, gelirler azalmıştı. Kapitülasyonlar Osmanlı ticari hayatını etkiliyordu. 1784’deki Fransız İhtilali Milliyetçilik ve Hürriyetçilik hareketleri ile dünyayı etkiliyordu.

III. Sultan Selim (1761-1807) 28. Osmanlı sultanıdır. 28 yaşında tahta çıktı. Tahta çıktığı 1789 tarihinde Fransız İhtilali oldu.  Yeni Çağ bitti, Yakın Çağ başladı. Milliyetlerin hürriyet hareketi başladı. Aynı sene Amerika’da George Washington başkanlığa seçildi. III. Sultan Selim’in vatanı kurtarmak için yol aradığı günlerdi. Rus harbi mağlubiyetle neticelenmişti. Bir gün III. Selim, devrinin değerli âlimlerinden Tatarcık Abdullah Efendiyle dertleşirken, O mümtaz alim şöyle cevap verdi: “Gam çekmeyin Sultanım! Her gurup bir tulûun başlangıcıdır. Bugün olmazsa da en çok muhtaç olduğumuz bir zamanda elbette Bediüzzamanlar çıkacaktır" diyerek pasişaha ümit telkin etmiştir.


Hıristiyanlıkta meydana gelen gelişmeler:
Son devrin müfessirlerinden Muhammed Hamdi Yazır “Hıristiyanlık 14. Miladi asırda intihaba başladı. İnşaallah, alem-i İslam da Hicri 14. Asırda intihaba gelecektir” demektedir.  Sultan Abdülaziz devrinin en önemli hadiselerinden birisi de 12 Mayıs 1876’da öğrencilerin “Talebe-i Ulûm Hareketi” denilen Bab-ı Ali ve saray önünde yaptıkları nümayiş idi. Sultan Abdülaziz, başmabeyincisi Hafız Mehmet Bey’in telkini ile Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı sadrazamlıktan azleder. Bunun üzerine Kanun-i Esasi’yi hazırlayan komisyon azası, Müderris Şirvanzade Ahmet Hulusi Efendi, padişahı bir mektupla uyarır. “Padişah hazretleri! Bir memleket Mehmet’in gitmesi veya Ahmet’in gelmesi ile ne kurtulur, ne de batar. Bilhassa bizim devletimiz biz idareye ilham olacak değerde terk etmemiz gayrı mümkün, manevi, ilahi, nassların mihverinde zamanımızda tutunacak, yolu isabetle tayin edecek mürşidlere, rehberlere muhtacız. Onlar halkın vicdanında yer edecek mahivet ve muhtevadaki hedefleri tayin edecekler. Bu gayeler evvela milletin iz’anında yerini alacak, sonra tatbik mevkiine konulacak” der.

İman ve ilim temeli üzerine kurulu bir ahlak ve irfan müessesesi oluşturulmalıdır. Başka türlü kurtuluş çaresini tarih bize göstermiyor. Muharref, akla ve ilme muhalif Hıristiyanlığın nasıl bir iman temeline oturduğunu ispat için Polonya’lı Henryk Sienkiewicz  1899’da Quo Vadis? (Nereye Gidiyorsun?) isimli bir eser yazar. Bu eserinde, Saint Pierre’in  (Sen Pier) putperestliğin merkezi olan Roma’da binbir çileye katlanarak yeni dini yaymaya uğraştığı ve nihayet Neron’un zulmü ile öldürüldüğü anlatılıyordu. 

Rivayete göre Hz. İsa (as): “Kuzularıma ra’yet, sürüm sana emanet” demişti. Roma’dan Neron’un zulmünden kaçarken, Hz. İsa (as) ona göründü. Hz. İsa (as) Roma’ya gidiyordu. Saint Pierre, Hz. İsa’ya (as) “Quo Vadis Damin?” (Nereye gidiyorsun efendim?) diye sordu. Hz. İsa (as) da ona, “Madem sen ümmetimi terk ediyorsun, birdaha haça gerilmek üzere Roma’ya gidiyorum” der.  Saint Pierre bunun üzerine hemen geri döner, Hıristiyanlığı yaymak uğruna ölümü tercih eder. Neron bir fırtına gibi gelip geçti. fakat Saint Pierre’in kurduğu kilise Vatikan Tepelerinden dünyaya hükmetmeye devam ediyor.

Hıristiyanlığı bu şekilde anlatan bir eser Hz. İsa’nın (as) doğumundan 1899 sene sonra yazıldı. İslamı bu şekilde anlatan insanlık, ahlak ve fazilet dersi veren ilmi ve edebi eserler yazılmalı ve oluşturulmalıdır. İslama dönüşün, yanlış fikri saplantılardan, eksik ve şüpheli imani hususları takviye edip, imanı takviye ve ispat eden eserlere ihtiyaç vardır. 1400 sene sonra bunu en mükemmel şekilde fikir yapısı ve ilmî kıymet vasfı ile “Risale-i Nur” ve müellif-i muhteremi Bediüzzaman Said Nursi yapmıştır.

M. Hamdi Yazır’ın dediği gibi  1400 sene sonra İslamiyet, ilmî, aklî ve edebî üstünlüğüyle izah edip, ispat ederek “Hanedan-ı Hacegân” rolünü oynayacaktır. Tahribatı tamir ederek “Allah nurunu tamamlayacaktır”.

Batılılaşma süreci ve ıslahat arayışları:

I. Tanzimat Fermanının İlanı
Osmanlılarda Batılılaşma hareketi ve ıslahat arayışları beraber başlamıştır. III. Selim zamanında başlayan bu arayışlar Sultan Abdülmecid’in 1839’da tahta geçmesiyle hız kazandı. Mustafa Reşit Paşa’yı Londra’dan çağırdı. Hariciye Nazırlığına getirdi. Tanzimatın fikir mimarı olan M. Reşit Paşa memleketi içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtarmak için genç padişah Abdülmecid’e bir reçete sundu. 3 Kasım 1839’da “Gülhane Hatt-ı Hümayûnu” okundu. Bir diğer adı “Tanzimat-ı Hayriye Fermanı” olan bu ferman, bu şekilde başlıyordu:

Benim Vezirim!
“Cümleye malum olduğu üzere devlet-i aliyemizin bidayet-i zuhurundan berü ahkâm-ı celileri Kur’aniyeye be kavanin-i şer’iyeye kemaliyle riayet olunduğundan, saltanat-ı seniyyemizin kuvvet-ü mihnet ve bilcümle tebaasını refah-u mamuriyeti  rütbe-i gayete vasıl olmuş iken yüz elli sene vardır ki gavail-ü müteakibe esbab-ı mütenevviaya mebni ne şer’i şerife ve ne kavanin-i münifeye ınkıyad-u imtisal olunmamak hasebiyle evvelki kuvvet-u mamuriyet bil-aks za’f-u fakra mübeddel olmuş ve halbuki kavanin-i şer’iye tahtında idare olunmayan memalikin paydar olamayacağı vazıhattan bulunmuş olup…” 

Görüldüğü gibi fermanda geri kalmışlığın sebebi dinden uzaklaşma ve şeriatın emirlerinin ihmali olduğu belirtilmekte ve şeriata uyulması hususu nazara verilmektedir. İyi niyetle başlanan bu ıslahat hareketleri ve tanzimatın ilanı, toplumu bozulması, ahlak-ı İslamiyenin de bozulmuş olması, iç ve dış düşmanların yanlış telkin ve çabaları neticesi istenilen şekilde yürümemiştir.

Batılılaşma ağır basmış, inkılapçılık yolu açılmış, halk ile idareciler arasına kopukluklar girmiştir.

Tanzimat Fermanı ile başlayan bu süreçte 1923 yılında cumhuriyet ilan edilerek “dini, geri kalmışlığın sebebi” sayan zihniyetin devletin idaresini ele alarak ladini bir anlayışla devleti idare edip dini yasaklamasına kadar 84 sene geçmiştir. Bu dönemde iki devir hakim olmuştur: Mutlakiyet ve Meşrutiyet. Ne var ki Osmanlı, Batılılaşma fikrinin bu derece aksi tesirini düşünememişti.

Osmanlı düşmanları Osmanlıyı yıkmanın dininden, manevi ve ahlaki yapısından uzaklaştırmakla mümkün olabileceğinin planlarını yapmışlardı. Fener Kilisesi Patriği Grigoryos’un, 1827 Mora-Yunan ayaklanmasında, Rus Çarı I. Aleksandr’a yazdığı mektup bunun en bariz örneğidir. Rum Papaz şöyle diyordu: “Türkleri devlet ve millet olarak kökünden yıkmak için yegane çare, manevi yapılarından, ahlakî vasıflarından, Allah ve iman mefkurelerinden, aile bağlarından mahkum etmektir.

“Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak imkansızdır. Çünkü Türkler sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Mağrur ve izzet-i nefis sahibidirler. Bu hasletleri de dinlerine bağlılıktan ve kadere rıza göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden ve padişahlarına, kumandanlarına ve büyüklerine olan itaat duygularından ileri gelmektedir
.”

“Türklerde, evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi rabıtalarını kesmek, dini metanetlerini za’fa uğratmak icap eder. Bunun da en kısa yolu an’anat-ı milliye ve maneviyelerine uymayan harici fikirler ve hareketlere onları alıştırmaktır.”
 
Patrik Gregorius, Patrikhanenin orta kapısı önünde ihanetinin cezası olarak idam edilmiştir. Bu kapıya “İntikam Kapısı” denmiş ve Rumlarca kapatılmıştır. Aynı seviyede bir Türk asılmadan açılmayacağına yemin etmişlerdir.

Tanzimattan sonra dindar devlet kavramı yavaş yavaş yerini kanun devleti ve modern devlete bırakmıştır. “Ümmet” kavramı terk edilerek “Türklük” ve “Turancılık” fikirleri gelişmeye başladı. Böylece Fransız İhtilali ile başlayan bu hürriyet harekatı, ilk olarak ırklara bağımsızlık ruhunu aşılamaya başladı.

Tanzimatçıları ikaz eden yabancı dostları da vardı. Avusturya Prensi Başvekil Metternich bunların başında gelir. Sadrazam Ali Paşaya yazdığı mektupta “Osmanlının dinine, örf ve an’anesine uyulması; örflerine uymayan Avrupa kanunlarının taklit edilmemesi ve dış devletlerin müdahalelerine meydan verilmemesi gerektiğini” belirtmiş, dostça ikazlarda bulunmuştur.

Tanzimat hareketinin en büyük hizmeti “Encümen-i Daniş” denilen bir “İlimler Akademisi”nin açılmış olmasıdır. Bunun 40 üyesi vardır. Bu da Cevdet Paşa’nın gayreti ile “Tarih-i Cevdet”in yazılmasına sebep oldu. 18 Temmuz 1851’de Abdülaziz’in saltanatının ilk yıllarında bu kurul dağıtılmıştır.

Tanzimat Fermanından 16 yıl, 3 ay, 15 gün sonra, 18 Şubat 1856’da Sultan Abdülmecid “Islahat Htt-ı Humayûnu”nu ilan etti.
Fermanı Sadrazam Ali Paşa, Hariciye Nazırı Fuat Paşa ve Şeyhü’l-İslam Arif Efendi ve İngiltere, Fransa, Avusturya elçilerinin katıldığı komisyonca hazırlanmış 28 Şubat’ta “Arz Odası”nda vükela, ulema, Patrik ve Hahambaşının hazır olduğu mecliste okumuştur.

Bu fermana göre azınlıklara, Yahudi ve Hıristiyanlara daha fazla imkan ve imtiyazlar tanınmıştır. Papaz ve hahamlara maaş bağlanması, Hıristiyan ve Yahudilerin Türk okullarına girebilmeleri, memur olmaları ve askere gitmeleri kabul edilmiş, cizye kaldırılmıştır. Ticaret serbestisi kabul edilmiştir.

II. 1861 – 1876 Dönemi
1 Nisan 1868’de Sultan Abdülaziz “Şuray-ı Devlet” adıyla “Meclis”in temelini attı. Şuray-ı Devletin ilk başkanı meşhur bankacı “Mithat Paşa” idi. Bir ay sonra Rusların yardımı ile Bulgaristan, Osmanlılara karşı isyan etti. Bulgarlar binlerce masum köylüyü öldürdüler. Müşir Abdülkerim Nadir Paşa asileri temizleyip isyanı bastırdı. 31 Mayıs 1876’da Sultan Abdülaziz tahttan indirildi. Sultan Abdülaziz 700.000 kişilik askeri ordu teşkil etti. Rusları yenmek, Kırım’ı geri almak istiyordu. Ancak şanssızlığı, etrafında bir sürü hain paşanın bulunmasıdır.

“Mektebi Sultani” denen liseleri, “Erkan-ı Harbiye Mektebi”, “Maden Mektebi”, “Askeri Rüştiye”, “Topçu Mektebi” müesseseleri hep onun devrinde açıldı. Yine Ahmed Cevdet Paşa, “Mecelle-i Ahkam-ı Adliye” isimli “İslam Hukuku”nu meydana getirdi.
 
1. Yeni Osmanlılar (Jön Türkler)

1865’te İstanbul’da “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” kuruldu. Bunlar Tanzimatçılara ve Tanzimata karşı idiler. Daha hızlı bir yenileşme istiyorlardı. Meşrutiyet, hatta cumhuriyet fikri filizlenmeye başlamıştı. Ziya Paşa, Namık Kemal ve Ali Suavi gibi zamanın kuvvetli kalemleri, Yeni Osmanlılar cemiyetine girdiler.

Tanzimatçılardan Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa da Paris’te “Yeni Osmanlılar Cemiyeti”nin şubesini açtı. Cemiyetin fikri lideri Şinasi Bey’di. Avrupa’ya gitmesinden sonra Namık Kemal fikri lideri oldu. Ebuzziya Tevfik ve Mirat mecmuası sahibi Refik ve Agah Efendiler de bu cemiyete girdi.

Şehzade Abdülhamit de derneğe ilgi gösterenler arasında idi. Mustafa Fazıl Paşa’nın Fransa’da Liberte gazetesinde Sultan Abdülaziz’i tenkit etmesi ve “nizam-ı serbestane” dediği demokrasiyi uygulamak istemesi; Ali ve Fuat paşaların hain olduğunu ilan etmesi; bunun da Namık Kemal ve Ebuzziya Tevfik tarafından tercüme edilerek Tasvir-i Efkar idarecileri tarafından bastırılıp dağıtılması üzerine Sadrazam Ali Paşa, Ali Suavi’yi Kastamonu’ya sürdü. Namık Kemal ve Ziya Paşa ise memuriyete gönderildi.

Daha sonra Jön Türkler Paris’e gittiler. Orada 1867’de Muhbir gazetesini, daha sonra Ziya Paşa ve Namık Kemal Hürriyet gazetesini çıkarmaya başladılar. (29 Haziran 1868)

Ortak fikirleri:
• Nizamat-ı Esasiye (Anayasa)
• Nizam-ı Serbestane (Demokrasi)
• Şûray-ı Ümmet (Millet Meclisi)

Laiklik konusunda ikiye ayrıldılar. Ziya Paşa ve Namık Kemal “usul-i meşveret”in din üzerine müesses olmasını istiyorlardı. Ali Suavi ve M. Fazıl Paşa ise bu düşüncenin aksini iddia ediyorlardı. Bu arada Ziya Paşa “İdare-i Cumhuriye” lehine yazılar yazmaya başladıı.

Jön Türklerin savunduğu fikirler iki temel kategoride toplanıyordu:
• Osmanlı Devleti uyruğunda bulunanların haklarının, hürriyetlerinin ve eşitliklerinin kanunların teminatı altına alınması.
• Osmanlıda meşruti idarenin kurulması.

Birinci madde zaten Tanzimatçılarca kabul edilmiştir. İkinci madde asıl amaçları teşkil ediyordu.

Sultan Abdülaziz’in 1867 Haziran’ında gerçekleştirdiği Avrupa gezisi Jön Türklerin aleyhine oldu. Paris’i terk etmek zorunda kaldılar. İngiltere’ye gittiler. M. Fazıl Paşa da padişahın gezilerine katıldı. Jön Türklerden ayrılarak İstanbul’a döndü, hükümette görev aldı.

1871’den itibaren aftan yararlanarak İstanbul’a döndüler. Devlette resmi görev aldılar. Namık Kemal de 1872’de İbret gazetesini çıkarmaya başladı. Ağustos 1872’de sadrazam olan Mithat Paşanın etrafında toplandılar, onu desteklediler.   Böylece yaymaya çalıştıkları hürriyet ve demokrasi fikirleri aydınlarca benimsendi.

1873’te N. Kemal’in Magosa’ya; Nuri ve Hakkı Beylerin Akka’ya; Ahmet Mithat Efendi ve Tevfik Beyin Rodos’a sürgün edilmesi ile dağıldılar. Yine de Jön Türkler Mithat Paşa etrafında toplanarak 23 Aralık 1876’da ömrü kısa süren kanun-i esasiyi hazırladılar ve I. Meşrutiyetin ilanını sağladılar. 14 Şubat 1878’de açılan Osmanlı Meclis-i Mebusanının üç ay faaliyetinden sonra II. Abdülhamid tarafından kapatılması ile “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” dağıldı. Jön Türkler ise varlığını aynı şekilde devam ettirdi. (Meydan Larousse, c. 6, s. 709.)

Genel olarak, Meşrutiyetin 1876’da ilanı ile 1918 Mondros Mütarekesi arasında kalan dönem Osmanlı İmparatorluğunun en buhranlı dönemidir. Bu dönem iki bölüm halinde ele alınmalıdır. 1.Meşrutiyet (1876) ve 2. Meşrutiyet (1908). Başka bir deyişle Abdülhamit dönemi (1876-1908) ile İttihad ve Terakki dönemi (1908-1918).

• Abdülhamit dönemi muhafazakar, statükocu, istikrarlı, eğitimde gelişme, teknikte yenilik, siyasette ise istibdat dönemidir.
• İttidah ve Terakki dönemi ise kargaşa, bocalama, arayış, çok partili hayat ve devlet partisi görünümündeki İttihad ve Terakkinin (Talat, Enver ve Cemal Paşaların) tek partili, muhalefeti ezen istibdat dönemidir.


Etiketler:  Osmanlı Tanzimat Tanzimat Fermanı İbn-i Haldun Meşrutiyet Kanun-i Esasi Yeni Osmanlılar Jön Türkler
 
Sonraki >
OSMANLı
MEşRUTIYET
İBN-I HALDUN
JöN TüRKLER
YENI OSMANLıLAR
KANUN-I ESASI