Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Osmanlıyı Etkileyen Fikir Akımları PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 19 Temmuz 2010
M. Ali KAYA
1. Liberalizm:
Osmanlının son döneminde dünyaya yön veren siyasi ve fikri akımlar vardı. Bunlar 1789 Fransız İhtilali ile boy göstermiş ve XIX. Yüzyıla damgasını vuran XX. Yüzyılda gücünü koruyan ve diğer fikir hareketlerine yön veren “liberalizm”dir. Liberalizm, toplumda, hürriyet ve serbestliğin uygulanmasını gerekli gören siyasi ve iktisadi doktrindir. İktisadi manada, aklın her şeyi yapabileceğine, insan kalbinin ve insan içgüdüsünün iyi olduğuna inanan ve kişiyi her türlü toplum bağından kurtarmaya çalışan bir felsefi düşünce sistemidir. Bu düşüncenin başında Voltaire, Reusseau, Diderot gibi filozoflar vardır. Liberalizm XIX. Yüzyıl iktisadi düşüncesine hakim oldu.

İngiltere’de Adam Smith (1723-1790), Maltus (1766-1834), Ricardo (1772-1823), John Stuart Mill (1806-1873); Fransa’da Jean Baphiste Say (1767-1832), Frederic Bastiat (1801-1850) temsil etti. Liberal insan anlayışı “homo economicus” insandır. Yani “az emekle çok kazanç sağlayan akıllı varlık”tır. Kişisel çıkarlarla toplumun çıkarları uyuşur, bunu da insan sağlar. İnsan en büyük serbestliğe layık olan iktisadi bir etkendir. Gelişmenin sağlanması da serbest rekabet iledir.


Liberalizm ferdiyetçi sosyal felsefe ve Rasyonalist bilgi felsefesine dayanır. Hür düşünceyi savunur. Düşüncenin de her türlü baskı ve ön yargıdan uzak olmasını öngörür. Bunun için de geleneğe, dine ve otoriteye karşıdır. Fikirlerin serbestçe söylenmesini ve müşterek doğrultuda uzlaşılmasını savunur. Bunun için liberaller, parlamenter sistemi gerekli görürler. Politik Liberalizm’in sloganı şudur: “İnsanlar eşit ve hür doğar ve öylece yaşarlar.” Özel mülkiyet, teşebbüs hürriyeti ve ticaret hürriyeti prensibini esas almışlardır.

Özetle liberal felsefe, “fert, hürriyet, akıl ve özel mülkiyet” kavramları ile özdeşleşmiştir.

Liberalizmin neticesinde (1) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, (2) Anayasalar, (3) kuvvetler ayrılığı prensibi, (4) meclisler, (5) partiler ve (6) seçimler ortaya çıkmıştır.

Liberalizm hanedana ve padişaha karşı değildir. Sadece onların otoritesinin yetkisini çeşitli müesseselerle sınırlandırılmamasına taraftardır. İşte bu liberalizmin Osmanlıdaki etkisidir ki, 1839’da Tanzimatı, 1856’da Islahat Fermanı’nı, 1876’da I. Meşrutiyeti ve 1908’de II. Meşrutiyeti netice vermiş; Osmanlıyı etkilemiş ve değiştirmiştir.

2. Şark Meselesi
Avrupa’ya göre, Anadolu ve Balkanlar Müslüman Türklerden temizlenmelidir. Ana fikri bu şekilde ifade edilebilecek görüşün adı “Şark Meselesi”dir. Süreç, Selçukluları Anadolu’dan atmak için yapılan Haçlı Seferleri ile başlar. Osmanlının 1356’da Rumeli’ye geçmesi ile yeni bir safha oluşur. 1453’de İstanbul’un fethi Osmanlının üstünlüğünü sağlar. 1683’te Osmanlı’nın Viyana önlerinde bozguna uğraması ile Avrupa’da ilerlemesi durdurulmuştur. 1688 Karlofça Antlaşması ile artık Osmanlılar müdafaaya, Avrupalılar ise taarruza başlamışlardır.

1683-1923 arasında Türkleri Avrupa’dan atmak, Osmanlıyı parçalamak, Afrika’yı sömürge haline getirmek, Arap milliyetçiliğini tahrik ile Osmanlıdan koparmak şeklinde devam etmiş; 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi ile sonuçlanmıştır. Bununla da iktifa edilmeyerek hiçbir zaman kabul edilmemiş ve uygulanmamış olan 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması ile neticeye ulaşılmaya çalışılmıştır.
Avrupa bugün bile Sevr’i hortlatma gayreti içindedir.

3. Sömürgecilik (Emperyalizm)
Batının medeniyet götürme, Hıristiyanlığı yayma, prestij sağlama, yeni topraklar elde etme, ticaret yapma adına ülkelerin zenginliklerinden istifade etme hadisesidir. Avrupa’da sanayinin gelişmesi, üretimin artması, hem hammadde ihtiyacını hem de ürettiğini pazarlama ihtiyacını netice verdi. Bu da fakir ülkelerin sömürülmesine götürdü. Bunlar da Osmanlıyı etkiledi.

4. Milliyetçilik (Milli Şuurun Uyandırılması)
1815’ten itibaren başlayan bu hareket XIX. Yüzyılda İtalya, Almanya, Rusya, Çin ve Osmanlı İmparatorluğunu etkilemiştir. Her milletin kendi bünyesinde olan, tarihi ve kültürel birliğin dil, din, milli kültür, milli özellikler ve milli farklılıklar için hürriyet, eşitlik ve istiklal isteğinden ibaret olan milliyetçilik duygusu, 1789 Fransız İhtilali ile siyasi bir boyut kazanmıştır. Bunlar, “milli istiklal, milli birlik, milli hakimiyet, dışa karşı her milletin kendi mukadderatını kendi tayin etme” prensibidir.
Bu da Osmanlıda tesirini göstermiştir.

Fikir hareketleri varlıklarını buhranlara borçludurlar.

Fransız İhtilal-i Kebirinin arkasından 1876’da Osmanlı aydınlarının Tanzimat Fermanı ile belgelenen anlayışının devamı olarak parlamenter sistemle “hürriyet, eşitlik (müsavat), adalet” prensipleriyle Osmanlının bunalımdan kurtulup ilerleyeceğini düşünen Yeni Osmanlılar (Jön Türkler) hareketi başladı.

Jön Türklerin hedefi padişahlık makamını kaldırmak değil, “adil padişah”ın kaynağını İslamda bulan meşveret usulünü kurumsallaştırması, şahsi hak ve hürriyetlerin teminat altına alınması, Osmanlı mülkünün tebasıyla bölünmez bütünlüğünü sağlanması çabalarına yöneliktir.

Osmanlı aydınları, o dönemde ülkenin bütünlüğünü tehdit eden ve ilhamını Batıdan alan teknik kıpırdanmaları, en yakın tehlike olarak görüyor ve bu tür hareketleri önleyebilmek için fikir üretmeye çalışıyorlardı. “Terakki” kavramı onları bir sihir gibi etkilemişti.

Osmanlı aydınları insanlığı “müslim, ehl-i kitap ve kafir” olarak üçe ayıran ve milliyeti inananların birliği “ümmet” olarak gören bir anlayışa sahiptirler. Batıdan gelen fikirleri İslamiyetin prensipleriyle ters ettikten sonra kendi bünyelerine uydurarak alıyorlardı. Bunun için Osmanlıda en son gelişen fikir “Türkçülük akımı” olmuştur. Bu akımın hayat bulmasına sebep, Osmanlı tebaası içindeki sair unsurların “milliyetçilik” fikriyle ortaya çıkmasıdır. Çünkü Osmanlı devleti çok milletli bir yapıya sahipti.

Osmanlı aydını için hürriyet kavramının yerini tutan bir kelimeydi. Ancak meşruti sistemle aydınlar aykırı fikir ileri sürebilme, muhalefet edebilme hak ve hürriyetlerini elde etmişlerdi. “Hürriyet ve müsavat” ifadesini, ilk defa 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayun’unda buldu.

Yine Tanzimattan sonra “Meclis-i Ahkam-ı Adliye” ile “yeni kurallar üreten” yarı teşrii bir niteliğe bürünen bir yapı da oluşturulmuş oldu. Böylece parlamentonun kanun yapma yetkisi ile donatılması da bu yeni yapının bir neticesi oldu.

Bu çerçevede şekillenen Osmanlı fikir yapısında dört temel akım gelişti:
• Hürriyetçilik
• Osmanlıcılık (ittihad-ı anasır)
• İslamcılık (ittihad-ı İslam)
• Türkçülük (ittihad-ı Etrak)

II. YIKILIŞ SÜRECİNDE KENDİSİNİ GÖSTEREN FİKİR AKIMLARI:

1. Hürriyetçilik
“Hürriyet, müsavat (eşitlik), adalet ve terakki” temeli üzere oturan bu hareket Ziya Paşa, Namık Kemal, Şinasi kuşağı ve sonrasında gelen Jön Türklerin efkarıdır. II. Meşrutiyetin ilanıyla gelen meclisi günlere kadar daima meşveretin ve parlamentonun önemine dair mücadele vermişlerdir. Devleti ayağa kaldırmak, korkunç düşüşü durdurmak için çalışan, iyi niyetli olduklarından kimsenin şüphesi olmayan deperli şahsiyetlerdir. Her zaman devletin yanında yer almışlardır.

Türk toplumunda hürriyet, eşitlik, adalet ve demokrasi gibi kavramların kabulünde müşterek bir şuur gelişmesinde bunların rolü büyüktür. Meşruti idarenin İslama aykırı bir kurum olmadığı “meşveret” emrinin tatbiki olduğunu anlatmışlardır.
 
2. Osmanlıcılık (İttihad-ı Anasır)
Osmanlı İmparatorluğunu teşkil eden tüm kavim, cemaat ve milletlerin din, mezhep, ırk, milliyet farkı gözetilmeksizin adalet, hürriyet, eşitlik havası içinde bir arada tutulmasını isteyen bir anlayıştır. 1805’te Asya-Afrika’daki en geniş topraklarla beraber tüm Balkanların sahibiydik. Nüfusun çoğunluğu ile beraber Rumlar, Ermeniler, Museviler, Bulgarlar, Yunanlar, Ulahlar (Rumenler), Sırplar ve Karadağlılar da idaremiz altında idi.

Kapitülasyonlarla kültürel faaliyetleri sınırsız olan sömürgeci devletler İmparatorluğunun her yerinde okullar açıyorlardı. II. Sultan Mahmut “millet’i Osmaniye” fikriyle bu durumdan bir çıkış yolu arıyordu. Yeniçeri Ocağını kaldıran bu yenilikçi hükümdar, “Ben tebaamdaki din farkını yalnız cami, havra ve kilisede görmek istiyorum” diyordu. Osmanlı aydınlarına, “Türklük yok, Osmanlılık var” dedirten temel felsefe buydu.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı ve neticeleri Osmanlıcılık hareketine büyük darbe vurdu. Çağ milliyetler çağı idi ve her kavme milliyet şuuru aşılanıyor, böylece Osmanlı bölünmek isteniyordu. Avrupa’nın içimize attığı ırkçılık hareketi ile her milletin muhtariyet ve istiklal peşinde koşması ile Osmanlıcılık fikri başarıya ulaşamadı.


Tanzimat ricali olan Reşid, Ali ve Fuat Paşalar 1839 Tanzimatının temel felsefesi olarak Osmanlıcılık fikrini benimsemişlerdi. Ancak Almanların 1870-1871 Harbi ile Fransa’yı (Napolyon’u), “din ve milliyeti ayrılmaz bir bütün olarak benimseyen fikri” neticesi yenmesi ile milliyetçilik daha da ön plana çıktı. Biz de gerek Balkanlarda, gerekse sair yerlerde iç isyanlar baş gösterdi.

Osmanlıda bundan sonra iki temel fikir gelişti: İsttihad-ı İslam ve Türkçülük.

3. İslamcılık (İttihad-ı İslam)
Yavuz Sultan Selim’in (1467-1520) Osmanlıya hilafeti getirip İslam dünyasını bir bayrak altında birleştiren, istişareye önem verip, bu kararın uygulanmasından vazgeçirmeye çalışan veziri Karaman Valisi Hemdem Paşayı derhal öldürttü. Sebebini soranlara, “Al-i İmran suresi 159. Ayete göre öldürdüm” diye cevap verdi.  Sina çölünü ordusu ile aşarak Mısır’ı fethetti. Hilafeti “İslam Birliğinin sembolü” olarak aldı, İstanbul’a getirdi. İttihad-ı İslam Yavuz’un manevi mirasıydı. Yavuz şöyle diyordu:

Milletimde ihtilaf-u tefrika endişesi
Kuşe-i kabrimde hatta bi-karar eyler beni
İttihat savlet-i a’dayı def’e çaremiz
İttihat etmezse millet dağ-dar eyler beni.

Abdülhamid döneminde “İslamcılık” bir politika haline getirildi.
Abdülhamid’in İslamcılık fikrine ağırlık vererek “Hilafet” gücü de İslam dünyasını 33 sene bir ve beraber tutmasını başardı. Böylece Sultan Abdülhamid “hilafet” kurumuna “Beyne’l-İslam” bir görüntü vererek batıya karşı yeni bir güç oluşturdu. Böylece batılı güçleri ürküttü ve hilafetin kaldırılması fikrini doğurdu. Daha sonra batılılar hilafetin kaldırılmasını bir politika haline getirdiler ve bunu telkin ettiler.

İttihad-ı İslam fikrinin gelişmesinde 1890 yılında İstanbul’a gelerek Sultan Abdülhamid ile görüşen Cemaleddin-i Efgani’nin ve Mısırlı Şeyh Muhammed Abduh’un önemli rolü vardır.

Payitahtta İslamcılık cereyanının yayın organı 1903’te çıkan Sırat-ı Müstakim ve onun devamını sağlayan ve 1908’de yayın hayatına başlayan Sebilü’r-Reşat mecmualarıdır.

Sultan Abdülhamid fiilen de bunu uyguladı. Tunuslu Hayrettin Paşayı sadrazamlığa getirdi, sarayda Arap asıllı görevliler bulundurması, İslam ülkelerindeki etkili şeyhlere sıcak münasebetler kurması, İslam ülkelerindeki etkili şeyhlerle sıcak münasebetler kurması, Cava, Japonya, İran, Türkmenistan, Çin, Hindistan ve Kuzey Afrika’ya özel görevliler göndermesi, Hicaz demiryolu projesi bu politikayı destekleyen tedbirleridir.

İslamcılık politikası daha sonra sıcak savaş yılları içinde İttihatçılar tarafından da devlet politikası olarak desteklenmiştir.  Bediüzzaman ayrıca Ali Suavi, Hoca Tahsin ve Namık Kemal’in de ittihad-ı İslamcı olduğunu belirtir. (Divan-ı Harb-i Örfi, s. 29)

4. Türkçülük (Pantürkizm)
Osmanlıcılık akımı ve düşüncesinin devletin çöküşünü durduramayacağına İslamcılıkla beraber Türkçülük akımı da güç kazanmaya başladı. Irkların başkaldırısı sonucu Türkçülük akımı da oluştu. Makam-ı hilafet sahibi olan Osmanlı padişahları Türkçülük fikrine hiç sıcak bakmamışlardır.

Sultan Abdülhamid Osmanlının kuruluş yıldönümünde Söğüt’te şenlikler düzenlemiş, gülbank vurdurmuş, ama Necib Asım Bey ile Veled Çelebi Efendi’nin Türk Tarihi’nin 2. Cildinin basılmasına müsaade etmemiştir.

Türkçlük ilk olarak “dilde Türkçülük” şeklinde başlamıştır. Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa, Şemseddin Sami, Necib Asım tercüme ve sözlük çalışmalarıyla dilde Türkçülüğün önderi oldular. Rusya’nın panslavizm şeklindeki baskısı ile de Rusya içindeki Türklerde de Türkçülük fikri öne çıkmaya başladı. Ahmet Ağaoğlu, Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali, Türkiye dışındaki Türkçülük akımının temsilcisi oldular.
 
Şinasi, Mehmet Emin, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Filozof Rıza Tevfik, halk edebiyatı türünden eserler vererek Türkçülüğe hizmet ettiler. II. Meşrutiyetten sonra ise Türk Yurdu ve Genç Kalemler mecmuaları, bu anlayışa hizmet etti.

II. Meşrutiyetten sonra İttihat ve Terakki Fırkası, İtthad-ı İslam fikri yanında Türkçülüğe de önem verdi. Bilhassa I. Dünya Savaşında Türkçülük tamamen siyasi bir veche kazandı. Hüseyinzade Ali ve Ziya Gökalp’in etkisi ile İttihatçılar milliyetçiliği, genç kuşaklara heyecan ve dinamizm veren bir unsur olarak gördü. “Türk Ocağı” çevresinde toplanan aydınlar ve gençler Türkçülüğün yayılmasında ve benimsenmesinde etkili oldular.

İttihatçılar İran, Afganistan ve Azerbaycan’da “Turan” fikrini harekete geçirmek için çalıştılarsa da muvaffak olamadılar.  Türkçülük fikri Osmanlı devletinin yıkılması ile kurulan Türkiye Cumhuriyetinde, devlerin fikri temelini oluşturdu. Kademeli olarak uygulanan laiklik ilkesinin ve inkılapların zeminini Türkçülük fikri teşkil etti.

M. Kemal’in kurduğu Halk Fırkasının temelinde halkçılık ve Türkçülük büyük rol oynadı. M. Kemal bunun için bir taraftan “Halk Evleri”ni açarken, diğer taraftan “Türk Ocakları” ve “Türk Dernekleri”ni açıyordu. (Büyük İslam Tarihi, Heyet, c. 12, ss. 52-65.)

5.   I. Meşrutiyetin İlanı:
31 Ağustos 1876’da Sultan II. Abdülhamid tahta geçti. İlk olarak Mithat Paşa, Ziya Paşa ve Namık Kemal’den meydana gelen heyete “Kanun-i Esasi”yi hazırlattı. Kanun-i Esasi hazırlanmadan önce 26 Eylül 1876’da iki yüz kişilik ulemadan oluşan bir şura toplantısı yapıldı. Şurada “meşveret” fikrinin İslamdan, İslamın temel esprisinden kaynağını aldığı görüşü dile getirerek “Kanun-i Esasinin hazırlanması ve Meclis-i Mebusanın açılması” fikri benimsendi.

II. Abdülhamit 19 Aralık 1876’da Mithat Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. 23 Aralık 1876’da “Kanun-i Esasi” törenle ilan edildi.
 
Kanun-i Esasinin getirdiği üç önemli müessese “Meclis-i Umumi” idi. İki ayrı organdan müteşekkildi: Meclis-i Ayan ve Meclis-i Mebusan. Meclis-i Ayanı padişah seçiyordu. 40 kontenjanı vardı. Öeclis-i Mebusanı halk seçiyordu ve 96 mebustan ibaretti. Padişah Meclis-i Ayan’ın atanan 26 mebusunun ismini açıkladı. 40 kontenjandan 26’sı dolmuştu. 20 Mart 1877’de seçimler sonucu toplandı. Meclis-i Mebusan’ın 40 üyesi gayr-i müslimdi.

İlk Osmanlı Meclis-i Umumisi resmen 13 Aralık 1877’den 14 Şubat 1878’e kadar görevini ifa etti. 14 Şubat 1878’de Sultan II. Abdülhamid “Kanun-i Esasi”nin kendisine verdiği yetki gereği Meclisin tatil edildiğini ilan etti. Meclis 1908 yılına kadar uzayan tatiline girdi. Böylece I. Meşrutiyet sona ermiş oldu.

 Meclisin tatil edilmesinin sebebi Osmanlı-Rus savaşları, Balkanlardaki karışıklıklardı. Yoksa çok uluslu bir tebaya sahip Osmanlının 40 üyesinin gayr-i müslim olması normaldi. 1876 Kanun-i Esasisi bir geçiş devri anayasası idi. Bilhassa 113. Maddesi padişaha çok geniş yetkiler veriyordu.


Etiketler:  Osmanlı Fikir Akımları Türkçülük İttihad-ı İslam Liberalizm Hürriyet Kanun-i Esasi Milliyetçilik İslamcılık
 
< Önceki   Sonraki >
OSMANLı
HüRRIYET
LIBERALIZM
İTTIHAD-ı İSLAM
KANUN-I ESASI
FIKIR AKıMLARı
TüRKçüLüK
İSLAMCıLıK
MILLIYETçILIK