Yazılarım
Sosyal Hayat
ULUSAL KALİTE | ULUSAL KALİTE |
|
|
|
| Salı, 08 Nisan 2008 | |
|
M. Ali KAYA Günümüz sanayisinin gelişiminden önce ham maddenin işlenmesi küçük atölyelerde gerçekleşmekte idi. Bu da bireysel beceriler
ve inisiyatif ile yönlendiriliyordu. Zamanla insan ihtiyaçlarının artması ve bireysel gayretlerin bu ihtiyacı karşılamaktan uzak olması ortak çalışmalara yöneltti. Bu insanlık için yeni bir sürecin başlangıcı idi. Bu durum gerek üretimde gerekse yönetimde yeni bir dönemin başlangıcı idi. Yeni yönetim sürecinde iş bölümü ve iş ve işlemlerin küçük parçalara bölünmesi gibi basamaklardan oluşmaktaydı. Üretimde de kabiliyetli insanların seçimi ve iş becerisine göre yönlendirilmesi söz konusu olmaktadır. Bu işlerin benimsenerek yapılmasını netice vermektedir. Ancak her şeyi kendi eliyle yapmaya alışmış ve birlikte çalıştığı insanların becerilerine itimat etmeyen zihniyetin bu değişime direndiği de bir vakıadır.
19. yüzyıl sonunda Amerika, fabrikasyon usulünde iş ve işlemlerin beceri gerektirmeyecek şekilde küçük parçalara bölünmesi ve standardize edilmesi esasına dayanan ve yarı vasıflı elemanların yüksek düzeyde beceri gerektiren işi mükemmel şekilde yapabileceği “Taylor Sistemi”ni geliştirdi. Bu sistem verimliliği büyük oranda artırdı. Ancak bu bireysel gelişime ve personelin işini geliştirmesine bir faydası olmadı. Bu sistemde bireyler üretken olmaktaydılar, ancak işini geliştirmede hiçbir çaba içine girmiyorlardı. Bu da çalıştığı kuruma artı değer katmıyordu. Bu durum zamanla yönetimde bir problem olarak kendini göstermeye başladı. Zira insanlar seçiciliğe, firmalar rekabete başlamıştı. Kalite aranır olmuştu. Bu durum üretimde kaliteye ihtiyaç duyulmasını sağladı. Bu yeni durum insanı bir makine olarak gören ve sadece üretmeyi amaç edinen anlayışın yıkılmasını netice verdi. Kimi kurumlar artık “Taylor Sistemi”nden vazgeçerek personeline değer veren, fikirlerine ve keşfedici yönlerine ihtiyaç duyulan ve sadece üretime değil kaliteye katkı sağlayan birer eleman olarak görmeye başladılar. Çalışana verilen değer rekabet için en büyük gücü sağlıyordu. Uluslar arası firmalar ile rekabet etmek ve kendini geliştirmek ancak bireye verilen değerle ve bireyin keşfedici yönünü ortaya çıkarmakla sağlanabilirdi. Böylece “Kalite Sistemi” gelişmeye başladı. Bu yeni sistemde “Müşteri memnuniyeti” üretimin odak noktasını teşkil ediyordu. Artık en büyük patron müşteri idi. Müşteri memnun olmazsa ve malı almazsa firma iflas ederdi. Ürünün kaliteli olması için sadece hammaddenin kaliteli olması yetmiyordu. Yöneticiler hammadde seçiminden başlayarak onu üretecek bireylerin kalitesine ve üretimden tüketime kadar geçen tüm süreçleri sıkı bir takibe aldılar. Kalite sürecinde en önemli yeri çalışanların ve iş ortaklarının, personelin yönetimi ve memnun edilmesi vardı. İşin kalitesine ve verimliliğin artmasına en önemli katkıyı sağlayan husus “Yönetimin Kalitesi” oluşturmaktaydı. Bu sisteme de “Toplam Kalite Sistemi” adını verdiler. Kalite bilinci gerek bireye gerekse topluma sayısız avantajlar ve faydalar sağlayan bir konsepttir. Ancak henüz ülkemizde kalite bilinci tam olarak topluma mal olmamıştır. Nüfusunun dörtte üçü açlık sınırında yaşayan ve mutsuz olan bir toplumda da kalite bilincinin yerleşmesi imkansızdır. Kalite gelişmiş toplumların ve gelir düzeyi yüksek birey ve kurumların işidir. Günü kurtarmaya çalışanın kaliteyi düşünmesi imkansızdır. Merkeziyetçi bir idare sisteminin de kaliteyi engellediği bir gerçektir. Zira yöneten ile yönelten arasında güvensizliğin olduğu bir yerde kalite sağlanamaz. En önemlisi de kaliteli bireylerin kaliteli toplumu oluşturacağı gerçeğidir. Bireyin kalitesi ise kalbinde iman, gönlünde insan sevgisi ve aklında din ve fen ilimlerinin ışığı ile sağlanabilir. Gönlünde insan sevgisi ve kalbinde Allah korkusu olmayan birey ve böyle bireylerden oluşmayan bir toplumda “Ulusal Kalite” den söz edilemez. Bu sebeple en önemli şart ve en değerli hizmet yukarıdaki niteliklere sahip kişisel kalitenin sağlanmasıdır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|