|
Sayfa 1 Toplam: 2 
GİRİŞ:
Felak ve Nas Suresine “Muavvizateyn” denir. Bu iki sure “İhlâs Suresi” ile beraber “Muavvizât” adını alır. Muavvizat “Allah’a sığınma” anlamına gelmektedir. Peygamberimiz (sav) herhangi bir rahatsızlık duyduğu zaman okur ve bu sureler ile Allah’a sığınırdı. Akşam yatarken ve hasta olduğu zaman üçer defa okur ve kendisine üflerdi. (Buhari, Fedâilu’l-Kur’ân, 14; Megâzî, 83; Müslim, Selam, 51; Ebu Davud, Tıp, 19)
Felak Suresi Mekke’de nazil olmuştur. Nüzul sırasına göre 20. Suredir. Fil Suresinden sonra nazil olmuştur. (Şevkânî, 5:615)
NÜZUL SEBEBİ:
Yahudi, Lebid b. A’sam müşriklerin isteği üzerine peygamberimize (sav) sihir yapar. Bir tarağa saç bağlayarak on bir düğüm atıp Zervan Kuyusu’na atar. Bu sihrin tesiri ile peygamberimiz (sav) büyük bir sıkıntıya girer. Bu üç gün devam eder. Bu hadise üzerine yüce Allah bu iki sureyi inzal buyurmuştur. Cebrail (as) bu iki sureyi getirdikten sonra durumu peygamberimize (sav) haber verir. Peygamberimiz (sav) Hz. Ali, Zübeyir b. Avvam ve Ammar b. Yasir’i göndererek kuyudan tarağı çıkartır ve peygamberimizin (sav) huzuruna getirir. Her bir ayet okundukça bir düğüm açılır ve on bir ayet okunup bitince on bir düğüm açılır. Peygamberimiz (sav) bağlarından çözülmüş gibi rahatlar. (Buhari, Tıbb, 39; Fedâilu’l-Kur’ân, 14; Ebu Davud, Edeb, 98; Tirmizi, Daavât, 21) Peygamberimize (sav) “O pis herifi öldürelim mi?” dediler. Peygamberimiz (sav) “Allah bana şifa vermiş bulunuyor. Ben insanların aleyhine bir kötülüğü körüklemekten hoşlanmam” buyurdular. (İbn-i Kesir, Tefsir-i Kebir, 4:575)
Bu yapılan sihir peygamberimize (sav) bir zarar vermemiş; ancak sıkıntı ve üzüntü vermiştir. Çünkü “Allah seni her türlü tehlikeden koruyacaktır” (Maide, 5:67) ayeti ile yüce Allah peygamberimizi (sav) koruyordu. Ama ne var ki hikmet-i ilâhî gereği “Muavvizateyn” surelerinin fazilet ve değerini göstermek ve sihirden korunmayı öğretmek için sihrin tesirine müsaade buyurmuştur.
Peygamberimiz (sav) sihir yapmanın eski zamandan gelen bir ilim olduğunu, kötüye kullanmanın da caiz olmadığını ifade etmiştir. Hatta “Beyanda sihir vardır” (Buhari, Tıbb, 51) buyurarak bazı sözlerin sihir gibi insanda tesir meydana getireceğini söylemiştir. İnsanları överek, yererek, tenkit ederek ve iftira ederek yanlış yollara sevk etmek mümkün olduğu gibi, yanlış ve kötü telkinler ve fikirler ile bozmak, inancını ve fikrini değiştirmek mümkündür. Yüce Allah bu hususu Hz. Musa (as) zamanında sihirbazların insanların gözlerini boyayarak sihir yaptıklarını bize haber vermektedir. (A’râf, 7:116) Bu ayet bize sihir yapılabileceğini ve insanların gözlerini boyadıkları gibi ruhlarına da tesir edeceklerini anlatmaktadır.
MEÂL-İ ÂLİSİ:
Ey Habibim! De ki: “Ağaran sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı varlıkların her çeşit şerrinden… Karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden… Düğümlere üfleyen büyücü sihirbazların şerrinden… Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden… Rabbime sığınırım.”
TEFSİRİ:
1. “Felakın Rabbine sığınırım.” Ağaran Sabah anlamına gelen bir kelime olmakla beraber, her şeyin doğumu demek olan sabahına erdirme ve çıkarma anlamını da içermektedir. Yüce Allah bu manayı “Fâlıku’l-Habb-i Ve’n-Nevâ” ismi ile kendisine izafe eder. “O Allah ki, dâneleri, çekirdekleri patlatıp içinden hayat çıkartır. Ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkaran O’dur. Tan atıp geceden sonra sabahı da çıkaran da O’dur” (En’am, 6:95-96) ayeti ile açıklar. “Falıku’l-Isbah” Sabahı çıkaran tabiri ile yüce Allah’ın bir ismine de işaret eder.
Müfessirler bu ayetten yüce Allah’ın iki ismini çıkarırlar. Birisi “Falıku’l-Habbi ven-Nevâ” (Çekirdekleri çatlatarak hayatı çıkaran) ikincisi ise, “Fâlıku’l-Isbah” (Geceden sonra sabahı çıkaran) Her ikisinde de “Fâlık” kelimesi geçmektedir. Geceden sabahı çıkaran, karanlıkları aydınlığa tebdil eden Allah’tır. Öyle ise her nevi sıkıntınızı ve üzerinize çöken karanlıklardan sizi kurtaracak olan da Allah’tır. Yalnız ona sığının manasını ifade eder.
Müfessirler bu ayetten farklı anlamlar da çıkarmışlardır. Bunları maddeler halinde ele alacak olursak:
1. Yokluk karanlıklarından varlığı çıkaran,
2. Gecenin karanlığından gündüzü çıkaran,
3. Kuru ve cansız çekirdeklerden hayatı nebatı çıkaran ve onlardan yaprak çiçek ve tonlarca meyveleri çıkaran,
4. Zulmetten nuru, ölümden hayatı ve ademden vücudu çıkaran anlamları vermiştir.
5. Müfessirlerden Celaleddin-i Suyûtî ve Âlûsî “Felak, cehennemde bir vadinin adıdır. Cehennem bu vadideki azabın dehşetinden Allah’a sığınır” demişlerdir. (Suyutî, 8:688; Âlûsî, 15:359)
2. “Halkın şerrinden Allah’a sığınırım.” Bu genel bir ifadedir. Burada halktan kastedilen bütün yaratılan varlıklardır. Allah’ın yarattığı her şeyin hem hayır hem de şer yönü vardır. Ayet umumi olarak bütün varlıkların şerlerinden Allah’a sığınmayı ifade etmektedir. Zarar verecek olan hastalıklar, kaht-u galalar, belâların her nevi, âfât-ı semaviye ve arzıyenin cümlesine şamildir. Peygamberimizin (sav) “Allahım senden yine sana sığınırım” (Kütüb-ü Sitte, Hadis No: 1777) ifadesi ve duası bunu en güzel bir şekilde açıklamaktadır.
Şerrin başı nefistir. Her şeyden önce nefsimizin şerrinden Allah’a sığınmak gerekir. Nitekim yüce Allah “Sana isabet eden iyilikler Allah’tan, kötülükler ise nefsinizdendir.” (Nisa, 4:79) çünkü nefis Allah’tan gelen her şeyi kendisine mal ederek büyük şerlere sebep olmaktadır. Kötü niyet ve isyan kasdı ile yapılan her şey sonuçta şerre sebep olmaktadır. Peygamberimiz (sav) “Sizin en büyük düşmanınız iki yakanızın arasında bulunan nefsinizdir.” (Keşfu’l-Hafa, 1:60)
|