Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Tefsir Dersleri arrow KAFİRUN SURESİ TEFSİRİ
Advertisement
KAFİRUN SURESİ TEFSİRİ PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 31 Aralık 2008
Yazı Index
KAFİRUN SURESİ TEFSİRİ
Sayfa 2
M. Ali KAYA
GİRİŞ
Kafirun suresi Mekke’de nazil olmuştur. Nazil olan 18. Suredir. 6 ayet, 26 kelime ve 94 harftir.
 
Sureye “İbadet Suresi” dendiği gibi, “İhlâs Suresi” ile beraber “İhlâseyn Suresi” de denmektedir. Sure Kevser Suresi’nde “Ebter” denilen kâfirlerin durumunu izah ederek “Ebter” denmesinin hikmetini açıklar. Peygamberimiz (sav) “Kafirun Suresi Kur’an-ı Kerimin dörtte birine denktir” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav) sabah namazının sünnetinde birinci rekâtta “Kâfirûn”, ikinci rekâtta “İhlâs Suresini” okuduğu rivayet edilmektedir. (İbn-i Mâce, İkâme, 102)

Yüce Allah Kevser Suresinde ibadeti emretti. İbadetin ne olduğu ve Allah’a halis bir ibadetin nasıl yapılacağı hususunu da bu sure ile gösterilmiştir. Bu da kâfirlere düşman olmak ve Allah’a dost olmaktır. Allah’a dost olmak ve iman etmek kâfire düşman olmayı gerektirir. Nitekim yüce Allah “Dinde ikrah ve zorlama yoktur; rüşd ve irşat vardır. Hak batıldan tamamen ayrılmıştır. Bundan sonra her kim taguta küfredip Allaha iman eylerse o işte en sağlam ve kopmaz bir ipe, urvetu’l-vüskâ’ya yapışmıştır, Allah her şeyi hakkıyla işidir, her şeyi kemali ile bilir” (Bakara, 2:256) buyurarak bunu izah etmiştir.


NÜZUL SEBEBİ
Kâfirler peygamberimize (sav) geldiler ve “Bu davayı bırak sana istediğin kadar mal verelim, kızlarımızdan dilediğin ile evlendirelim ve istersen seni başımıza kral yapalım dediler.” Peygamberimiz (sav) kabul etmedi. Ebu Talibe gittiler. Ebu Talib peygamberimize isteklerini iletti. Kabul etmesini rica etti. Peygamberimiz (sav) “Amcacığım! Bir sağ elime güneşi, sol elime ayı verseniz ben bu davadan vazgeçmem” buyurdu. Bu sefer Kureyş müşrikleri peygamberimize bir heyet gönderme kararı aldılar. Bu heyete Kureyşin yaşlılarından ve ileri gelenlerinden Esved b. Muttalib b. Esed b. Abdi'l-Uzza ve Velid b. Muğire ve Ümeyye b. Halef ve As b. Vâil es-Sehmî’den oluşan bir heyet gönderdiler. Bu heyet peygamberimize (sav) gelerek şu teklifte bulundular: “Bir sene biz senin rabbine ibadet edelim, bir sene de sen bizim tanrılarımıza ibadet et. Böylece barış içinde yaşayalım ve anlaşalım” dediler. Peygamberimiz (sav) onlara şöyle dedi: “Ben Allah’a iman etmişken siz beni ona şirk koşmaya mı davet ediyorsunuz? Bu asla olmayacak bir iştir. Ben asla sizin ibadet ettiğiniz şeye ibadet etmem. Ey cahiller! Siz bana Allah’tan başkasına ibadet mi bana emrediyorsunuz?” (Zümer, 39:64) cevabı verdi.

Bu ve benzeri olaylar üzerine yüce Allah müşriklerin bu konuda ümitlerini tamamen kırmak için Kâfirun Suresi”ni inzal buyurdu. Bu sure hem peygamberimizin (sav) “Ben asla şirke dönmem” sözünü desteklemekte, hem de “İman konusunda” asla taviz verilemeyeceğini açıkça deklare ederek iman ile küfrün ortasının olmayacağını açıkça ifade etmektedir. Bu bakımdan sureye “İman Suresi” denilmiştir. Peygamberimize (sav) de Kureyş müşriklerine “Câhiller!” diye değil, “Kâfirler” diye hitap etmesini emretmiştir. (Suyutî, Dürrü’l-Mensûr, 8:655) 
  
Peygamberimiz (sav) Surenin inzalinden sonra Kâbe’ye gitti. Kureyş’ten dolgun bir heyet vardı. Peygamberimiz (sav) onların karşısına geçti ve sureyi okudu. Onlar da bütün bütün ümitlerini kestiler ve bir daha peygamberimizi dinlerine davet etmediler.

FAZİLETİ
Peygamberimiz (sav) “Kul huvallahü ehad Kur’ânın üçte birine, Kul Ya Eyyühe’l kâfirun suresi ise dörtte birine denktir” buyurdular. (Alusi, Tefdir, 15, 2:319) Yine peygamberimiz (sav) “Yatarken Kâfirûn Suresini okursanız şirkten beri olursun” buyurdular. (İbn Kesîr, 8: 526; Şevkânî, 5:597; Suyutî, 8:657; Müsned, 3:146) Zeyd b. Hârise’nin kardeşi Celebe b. Hârise peygamberimize (sav) “Yatarken ne okuyayım?” diye sorar. Peygamberimiz (sav) ona “Yatarken Kâfirun Suresini oku” emreder. (Dârimî, Fezâilu’l-Kurân, 23)

Peygamberimiz (sav) sabah namazının sünnetinde birinci rekâtında “Kâfirûn” ikinci rekâtında “İhlâs” suresini okudukları mervidir. (İbn-i Mâce, İkâme, 102; Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, 15:653)     

MEÂL-İ ŞERİFİ
1. De ki: Ey Kâfirler!
2. Ben sizin taptıklarınıza ben ibadet etmem.
3. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.
4. Ben asla sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem.
5. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.
6. Sizin dininiz size, benim dinim bana...”

TEFSİRİ

1. De ki: Ey Kâfirler!
Yüce Allah bu ayeti ile kâfirlere karşı sert tavır takınılmasını emretmiştir. Baştaki “Kul” yani “De ki!” emri ayetin peygamberimizin (sav) sözü değil, Allah’ın kelâmı olduğunu ve peygamberimizin (sav) bunu tebliğ ile emir olunduğunu açıkça belirtmektedir. Çünkü Kur’ân-ı Kerimin ifadesi ile peygamberimiz (sav) “Yumuşak davranan, katı ve sert tutum takınmayan” (Âl-i İmran, 3:159) bir ahlaka sahipti. Yüce Allah inatçı münkir ve müşriklere yumuşak davranmanın faydası olmayacağını ve sert bir tutum sergilemek gerektiğini ders vermektedir.

Bir diğer husus da Allah’a iman ve muhabbetin şeytana ve kâfirlere düşman olmayı gerektirdiği hususudur. Nitekim yüce Allah “Haberiniz olsun ki Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, siz de onu düşman bilin, çünkü o etrafına toplanan hizbini ancak ashabı Saîrden olsunlar diye cehenneme da'vet eder” (Fatır, 35:6) buyurarak şeytan düşman olmayı emretmektedir. Ayrıca “Dinde ikrah ve zorlama yoktur; ancak rüşt ve irşat vardır. Hak batıldan, küfür, dalâlaletten ayrılmıştır. Bundan sonra her kim taguta küfredip Allaha iman eylerse o işte en sağlam kırılmaz ve kopmaz ipe, urvetü’l-vuskaya yapışmıştır. Allah her şeyi bilir ve her şeyi hakkıyla işitir” (Bakara, 2:256) buyurarak küfre ve kâfire düşman olmak gerektiğini açıkça belirtmektedir. Yüce Allah peygamberin sahabelerini de “Kafirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametli” (Fetih, 48:29) oldukları için övmektedir.

Yüce Allah’ın onlara “Ey Kâfirler!” şeklinde hitap buyurması “ihbar-ı gayb” olup imana gelmeyeceklerini ve küfür üzere ölüp cehenneme gideceklerine ima ve işarettir. Aynen böyle olmuştur. Peygamberimize putlara tapınmasını teklif edenlerin hiçbiri imana gelmemiştir.
 
2. Sizin taptığınız putlara ben asla ibadet etmem...
İman Allah’ın birliğine ve Tevhide imandır. Bu ise şirki ve iştiraki asla kabul etmez. Tevhit, Allah’ın her işi bizzat ilim, irade ve kudreti ile yapması demektir. Tevhide iman, Allah’ın her yerde hazır ve her şeye bir anda nazır olması ve her şeye kadir olduğuna iman demektir. Böyle bir kudret, ilim ve irade sahibinin elbette şirke ve iştirake ihtiyacı yoktur. İbadete de ancak lâyık olan odur. Diğer sebepleri de yaratan ve Müsebbibü’l-Esbab olan Allah’tır. Bu sebeple bütün minnet ve şükran, hamd ve medih Allah’a aittir ve tesbih, tahmid ve tekbire layık odur. Bunu bilen ve iman eden bir mü’minin şirki netice veren bir başka müessir tanıması ve ona minnet duyması ve ibadet etmesi elbette mümkün değildir. Yüce Allah peygamberine bu hususu tebliğ etmesini emretmiştir. Peygamberimiz (sav) de “Ben sizin taptığınız ve menfaat talep ettiğiniz şeyler asla iltifat etmem ve onları merci ve müsebbip olarak tanımam” buyurmuştur.


 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ