Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Tefsir Dersleri arrow Karia Suresinin Tefsiri
Advertisement
Karia Suresinin Tefsiri PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 20 Temmuz 2011

M. Ali KAYA
GİRİŞ:
Karia Suresi Mekke’de Kureyş Suresinden sonra Kıyame Suresinden önce 30. Sure olarak nazil olmuştur. Nüzul sırası 30 Kuran'daki sıralamada 101. Suredir. 11 ayettir. İsmini ilk ayetten alır. Karia, kıyametin dehşetli gürültüsüdür. İsrafil’in birinci Sur’a üflemesinden sonra kıyametin kopmasını anlatır. İkinci Sur ile yeniden dirilişe kadar geçen dehşetli zamanı konu edinir.

NÜZUL SEBEBİ:
Ahirete inanmayan Mekke müşriklerinin şahsında kıyamete kadar ahirete ve yeniden dirilişe inanmayanlara kıyametin dehşetini, kıyamet koparken insanların ne durumda olacaklarını anlatır. Bu dehşetli durumdan kıyamet sonrası dehşetli azaptan ancak mizanda amelleri ağır gelecek olanların kurtulabileceğini veciz ve mu’ciz bir şekilde anlatır.

SURENİN YÜCE MEÂLİ:
1. Karia.
2. Nedir o kâria?
3. Karia’nın ne olduğunu nasıl idrak edeceksin ki?
4. O gün insanlar ateşe atılmak için çırpınan kelebekler gibidir.
5. Dehşetli dağlar didinmiş renkli yünler gibi atılacaklardır.
6. Mizanı ağır gelenlere gelince…
7. Onlar razı olacakları bir yaşayış içinde mesutturlar.
8. Mizanı hafif gelenler ise…
9. Onun anası ve kucağı “Haviye” olacaktır.
10. Haviye’nin mahiyeti nedir bilir misin?
11. O tutuşturulmuş ve kızıştırılmış bir ateştir.

AYETLERİN TEFSİRİ:
1. El-Karia:
İnsanların akıllarını başlarından alacak, ödlerini patlatacak olan kıyametin dehşetli sesi olan “Sayha-i Ulâ”ya Karia adı verilmiştir. Bu da yüce Allah’ın emri ile İsrafil’in (as) “Sura üfleyince Allah’ın dilediği bir yana, göklerde ve yerde olanların hepsi düşüp ölürler. Sonra sura bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp şaşkınlıkla birbirlerine bakışıp dururlar” (Zümer, 39:68) ayetinde ifade edilen birinci “Sur”dur.

Kıyametin kopması esnasında Kur’ân-ı Kerimde sure isimleri ile anılan olaylar cereyan eder. Semada “infitar” ve “inşikak”, şems-ü kamerde “tekvir”, kevakibde “intisar”, dağlarda “dekk-ü nesf” ve küre-i arzda “tayy-ü tebdil” vukua gelir. O gün hak ve hakikat düşmalarına hıyz-u azap ve nekâl vardır. Hak ve hakikati tasdik edenlere ve “hayr-u hasenat ile gelenler ise o günün korkusundan emindirler.” (Neml, 27:89)

2. Nedir o kâria?
O dehşetli gürültü ve ses kıyametin kopma sesidir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri kıyametin kopuşunu şöyle tasvir eder: “Şu dünyanın sekerâtını âyât-ı Kur'âniyenin işaret ettiği surette tahayyül etmek istersen, bak: Şu kâinatın eczaları dakik, ulvî bir nizamla birbirine bağlanmış; hafî, nazik, lâtif bir rabıta ile tutunmuş; ve o derece bir intizam içindedir ki, eğer ecrâm-ı ulviyeden tek bir cirm, kün emrine veya "Mihverinden çık" hitabına mazhar olunca, şu dünya sekerâta başlar. Yıldızlar çarpışacak, ecramlar dalgalanacak. Nihayetsiz feza-yı âlemde milyonlar gülleleri, küreler gibi büyük topların müthiş sadâları gibi vâveylâya başlar. Birbirine çarpışarak, kıvılcımlar saçarak, dağlar uçarak, denizler yanarak, yeryüzü düzlenecek. İşte, şu mevt ve sekeratla, Kadîr-i Ezelî kâinatı çalkalar; kâinatı tasfiye edip, Cehennem ve Cehennemin maddeleri bir tarafa, Cennet ve Cennetin mevadd-ı münasebeleri başka tarafa çekilir; âlem-i âhiret tezahür eder.” (Sözler, 239)

3. Karia’nın ne olduğunu nasıl idrak edeceksin ki?
Kur’an-ı Kerim doğrudan peygamberimize (sav) hitap olduğu için bu ayet peygamberimizin (sav) kıyametin dehşetini anlamayacağını ifade ile o hadisenin insanların anlayış ve tasavvurlarından, ilim ve idraklerinden çok daha dehşetli olduğunu açıkça ifade etmektedir. Anlatılmakla bilinmez, yaşandıkça görülür demektedir. Hal böyle olunca bu dehşetli hadiseden kendinizi sakındırın ferman etmektedir.

4. O gün insanlar ateşe atılmak için çırpınan kelebekler gibidirler.
“Yevme yekûnu’n-nâsü” cümlesi “Üzkür!” yani, “O günü hatırla” “Nakrau yevmün” yani “o günü an” cümlesi ile mensubdur. Hatırla, an ve insanlara anlat o günü ki, “ O gün insanlar ateşe atılan pervane tabir edilen küçük kelebekler gibi kendilerini ateşe atarlar.”

“Ferâş” kelimesi “Fereş”in çoğulu olup “Ateş kelebeklerine” verilen isimdir. O kelebekler kendilerini yakıp kavurana kadar ateşin etrafında dönüp dururlar. Ateş için kendilerini feda ederler. Fedailikte meşhur olmuşlardır. İnsan da dünyada yaratılış amacına yönelerek cennete doğru yol alması ve cennete götürecek amelleri işleyerek kabiliyetlerini geliştirmesi ve cennete layık hale gelmek için çalışması gerekirken şaşkın ve dağınık şekilde uçan ateş kelebekleri gibi kendisini helak edecek olan cehenneme götüren amelleri işlemekte, mal ve şöhret peşinde koşmaktadırlar. Sonuçta kelebekler gibi ateş çukuruna düşmektedirler.

Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde kendi nübüvvetini misalle anlatırken “sizler cehennem çukuruna ve ateşe atılmak için koşuşan kelebeklere benzersiniz, ben ise sizleri ikaz ederek oraya düşmekten koruyan ve sizleri tutup çıkaran birisi gibiyim” (Buhari, Rikak, 26) buyurarak bu ayeti izah etmiştir.

Bu ayeti izah eden müfessirler kıyametin dehşetini gören insanların şaşkınlıkla kelebekler gibi oraya buraya kaçıştıklarını ama kurtulamayarak dehşet içinde helak olacaklarını ifade ettiğini söylerler. “Feraş” denmesinin hikmeti kelebekler gibi uçmak için belli bir istikamete doğru değil, amaçsız ve gayesiz olarak gelişigüzel dağıldıklarını ifade içindir.

Bu ayet kıyametin dehşetini anlatmaktadır. Kamer Suresinde geçen “Yayılmış çekirgeler gibi” (Kamer, 54:7) ifadesi ise insanların yeniden dirildikleri zaman ne yapacaklarını şaşırarak hayret ve ıstırapla nereye gittiklerini de bilmeden kabirlerinden çıkıp yayılmalarını ifade etmektedir. Zaten ayette “Cesetler kabirlerinden çıkınca” ifadesi bunu açıklamaktadır.

Elhasıl kıyametin koptuğu gün o kadar şiddetlidir ve o “Karia” o kadar dehşetlidir ki insanlar “feraş-ı mebsus” gibi olacaklar ve ne yapacaklarını şaşırarak felaketten kaçarken felakete koşacaklardır. 

5. Dehşetli dağlar didinmiş renkli yünler gibi atılacaklardır.
Dağlar da hallacın tarayarak attığı ve dittiği, birbirinden ayırarak kabarttığı renkli muhtelif yünler gibi uçuşacaklardır. Yüce Allah Fatır Suresinde belirttiği gibi dağlar da beyaz, kırmızı ve siyah muhtelif renklerdedirler. (Fatır, 35:27)

Dağlar yine muhtelif ayetlerin ifadesi ile önce çarpılıp parçalanarak “dekk” (Fecr, 89:21) olacak, sonra kum yığını haline gelerek “kesiben mehîlâ” (Müzzemmil, 73:14) olacak, sonra bulut gibi geçerek didilmiş, hallac edilmiş yün “ıhn-ı menfûş” (Karia, 101:5) gibi olacaktır. Sonra da “serap” (Nebe, 78:20) olacaktır. Dağlar böyle olunda insanın ne durumda olacağı kıyas edilmelidir. (Ve kıs aleyhâ!)

O halde Allah’ın rahmeti ve yardımı erişmezse vây bu insanların hâline…

Bütün bu haller bizim idrakimize göre “bütün Kure-i Arzın” bir volkan gibi infilak ettiği, büyük bir zelzele ile her tarafın birden sarsıldığı ve parçalandığı çok dehşetli ve acip bir halin tasviridir.

6. Mizanı ağır gelenlere gelince…
Mevâzîn, mizanın cemîdir, çoğuludur. Yüce Allah insanın nur ve zulmet, sevap ve günah, hayır ve şer, hasenât ve seyyiât nevinden olan dünyadaki amellerini bizim meçhulümüz olan bir mizan/ölçü ile tartacaktır.

Dünyada insanın ölçeceği şeye göre mizanları/ölçüleri muhteliftir. Uzunluğu metre ile, ağırlığı gram ile, yüksekliği barometre ile, ısıyı termometre ile ölçtüğü gibi, insanın hayır ve şer, hasenat ve seyyiât nevinden olan amellerini de elbette “nur ve zulmetten” kendine has mizan ile ölçecek ve tartacaktır.

Gerçek tartı ve mizan kıyamet günündedir. Mizanı ağır gelenler kurtulanların ta kendileridir. Mizanı hafif gelenler de Allah’ın ayetlerine uymayan ve kendilerini mahveden kimselerdir. ” (Araf, 7:8-9; Mü’minun, 23:102-103)

 “Kıyamette gerçek adalet ölçülerini koyar, mizanlarımızı kurarız. Hiç kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa da yapılanları ortaya çıkarırız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.” (Enbiya, 21:47) bu ayet-i kerimeler de bu ayeti tefsir ederek mizanın mahiyetini açıklamaktadır. Yine “Zerre kadar hayır işleyen onun mükafatını, zerre kadar şer işleyen de onun cezasını görecektir” (Zilzal, 99:7-8) ayet-i kerimesi ile her şeyin yazıldığı, kayıt altına alındığı bize haber verilmiştir.

Ancak “Rahmetim gadabımı geçti” hadis-i kutsisi gereği yüce Allah rahmeti ile muamele ederek, imanları, ihlâsları ve namazlarından dolayı ehl-i imanı affedeceği için ehl-i iman cehennem azabından ve ahiretin dehşetli hallerinden korunacaklardır. Şayet Allah’ın rahmeti, inayeti ve rahmeti olmasa hiç kimse ibadetinden dolayı kendisini kurtaramayacağı kesindir.

7. Onlar razı olacakları bir yaşayış içinde mesutturlar.
Allah’ın affına ve rahmetine mazhar olan ehl-i iman için öyle güzel bir hayat ve maişetçe öyle güzel bir geçim vardır ki mü’minler Allah’ın kendilerine kendi kesbleri olan iman, hidayet, ihlas, namaz ve her nevi hayır için hazırladığı nimetlerden hoşnut olmakla kalmayacak “Ey nefs-i mutmaine! Sen Allah’tan, Allah da senden razı olduğunuz, karşılıklı rıza ile elde ettiğiniz şekilde Rabbin olan Allah’a yönel! İyi kullarım arasına ve cennetime gir!” (Fecr, 89:27-30) hitabına mazhar olarak ebedî mesut olacaklardır.

8. Mizanı hafif gelenler ise
Seyyiatı ağır basan ve hayır mizanı gelenler ise Allah’ın affından ve yukarıda belirtilen nimetlerden mahrum kalacaklardır. Daha da vahimi devam eden ayetlerde anlatılmaktadır. Hasenesi az olup, seyyiatı ve günahları çok olanların da benzer durumda olacağı anlatılmaktadır.

Hak ağır, batıl hafiftir. Bu nedenle müfessirler hak ve hakikate dayananların mizanlarının ağır olacağı, batıla dalanların ise mizanlarının hafif olacağı anlatılmıştır. Amel defterlerinin ağır gelmesi dünyada hakka uymalarından dolayıdır. Ayrıca amellerin sevabı amel sahibinin ihlâsı, ameli sünnete uygun işlemesi, Allah için sıkıntı çekmesi ve gereken adaba uyması ile artmaktadır.

9. Onun anası ve kucağı “Haviye” olacaktır.
Yaratılış amacı imandır. Bu amacı gerçekleştirmeyen, yani Allah’ın birliğine ve ahirete iman etmeyenlerin varacağı yer, sığınacakları ana kucağı ve yeri “Hâviye” olacaktır.

Ümm-ü hâviye: Sığınıp varacağı ana kucağı, ana yurdu, aslî vatanı demektedir.  

10. Haviye’nin mahiyeti nedir bilir misin?
“Hâviye” yuvarlanılan yer anlamına gelmektedir. Bundan hâviye’nin cehennemde yuvarlanılan bir kuyu veya bir azap vadisi olacağı anlaşılmaktadır. Nitekim hadiste peygamberimiz (sav) ölenlerin ruhları yeni ölen ve kendi yanlarına gelen bir ruha dünyadaki tanıdıklarını sorarlar. O da falan öldü diye cevap verir. Ölülerin ruhları o kişinin ruhu bizim yanımıza gelmedi demek ki o “hâviyeye” yuvarlanmış. Orası ne kötü bir anadır, ne kötü bir mürebbiyedir” (Hâkim, Müstedrek, 11:581) diye cevap vereceklerini bize haber vermektedir.

11. O tutuşturulmuş ve kızıştırılmış bir ateştir.
O hâviye, bir “nâr-ı hâmiye”dir. Nâr-ı Hâmiye şiddetli kızgın ateştir. Nâr zaten ateştir. Ayrıca hâmiye tabiri ise diğer ateşlerden daha şiddetli olduğu, diğer ateşlerin ona nispeten daha soğuk ve hafif kalacağına işaret etmektedir.

Peygamberimize (sav) “Haviye”nin ne olduğu sorulunca peygamberimiz (sav) “O sizin dünyada yaktığınız ateşten altmış dokuz derece daha sıcak bir ateştir” (Muvatta, 2:994; Müsned-i Ahmed, 2:467; Taberani, Cehennem, 2, 3) buyurmuşlardır.

Cehennemin en aşağı derecesine “hâmiye” tesmiye edilmiştir.

SONUÇ:
Karia suresi, Kur’ân-ı Kerimin dört temel amacı olan “Tevhit, Nübüvvet, Haşir ve Adalet”ten ahirete ve haşre imanı anlattığı, amellerin sonuçlarını haber verdiği ve insanın vatan-ı aslisi olan Cennet ve Cehennemden cehennemin en dehşetli azabını haber verdiği cihetle Kur’anın dörtte birine denk sayılabilir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde bazen amellerin sonuçlarını anlatırken bazen en hafifini misal vererek en büyüğü ile kıyaslamamızı ve anlamamızı istere. “Zulme meyletmeyin azap size dokunur” (Hud, 11:113) ayeti bunun misalidir. Bazen de en dehşetlisini haber vererek azabın dehşetini bize haber vermektedir ki “Haviye nedir bilir misin? O kızıştırılmış bir ateştir” (Karia, 101:10-11) ayeti buna misaldir. Bu ayette yüce Allah “Sizler onun azabının dehşetini anlayamazsınız” buyurarak bu azabın insanın idrakinden daha dehşetli olduğunu ifade etmiştir.

Peygamberimiz (sav) “Haviye”nin cehennemin en alt tabakası ve azabın en dehşetli yeri olduğunu ifade ederek buraya “Münafıkların gireceğini” bize haber vermiştir. Münafık dinsiz, imansız olmakla beraber imanlı gibi görünerek yalancılık, fitne ve fesat çevirdikleri, az bir dünya menfaati karşılığı dinlerini sattıkları için yüce Allah onları cehennemin en alt tabakasına atacağını “Münafıklar cehennemin en alt mertebesindedirler” (Nisa, 4:145) ayeti ile bize haber vermiştir. Rivayetlerde bu cehennemin isminin “Haviye” olduğu haber verilmektedir.

İnsan aciz, fakir ve her şeye muhtaç olduğu ve mükemmel olmadığı için daima kusurludur. Bundan dolayı istese de kendisini günahlardan kurtaramaz. Her zaman yüce Allah’ın affına, yardımına ve himayesine muhtaçtır. Şayet Allah affetmez ve merhamet etmezse cehennemden kurtulması mümkün değildir. Bu nedenle insanın en önemli meselesi cehennemden kurtulma meselesidir. Bunun için daima Hz. Âdem babamız ve Havva annemizin yaptığı gibi şöyle dua etmelidir:

Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik, şayet sen affetmezsen ve bize merhamet etmezsen kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (Araf, 7:23)

Yine mü’minlerin Kur’ân-ı Kerimde tavsiye edildiği gibi daima şöyle dua etmelidirler:

“Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” (Bakara, 2:201)


Etiketler:  Karia Suresi Tefsiri Karia Suresi Haviye Cehennem Münafıklar Mizan Ameller
 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ