Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Tefsir Dersleri arrow KEVSER SURESİ
Advertisement
KEVSER SURESİ PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 03 Ocak 2009
Yazı Index
KEVSER SURESİ
Sayfa 2

M. Ali KAYA
GİRİŞ
Kurân-ı Kerimde 108. Suredir. Nüzul sırasına göre 15. suresi olup Mekke’de nâzil olmuştur. Kur’ân-ı Kerimin en kısa suresidir. 3 ayet, 10 kelime ve 42 harftir.

NÜZUL SEBEBİ
Âs b. Vâil, Ebu Cehil Amr b. Hişam ve Abdu’l-Uzza Ebu Leheb peygamberimizin (sav) oğlu Kâsım’ın vefatı üzerine “Muhammed ebter kaldı” demeleri üzerine bu sure nâzil olmuştur. Peygamberimiz (sav) onların bu sözü yaymalarına üzüldü. Çünkü Araplarda erkek çocuğun nesli devam ettireceğine inanılır ve bu sebeple erkek çocuk sevilir ve erkek çocuklarla övünülürdü. Cebrail (as) peygamberimize (sav) geldi ve Kevser Suresini inzal buyurdu. Peygamberimiz (sav) vahiy ağırlığı ile daldı ve birden tebessüm ederek uyandı. “Bana bir sure nâzil oldu” dedi ve “Bismillahirrahmanirrahîm. İnna a’teynâ ke’l-Kevser” suresini okudu. Sonra “Bilir misiniz Kevser nedir?” buyurdu. Sahabeler “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler. Peygamberimiz (sav) buyurdu: “Bu aziz ve celil olan Allah’ın cennette bana verdiği bir nehirdir. Onda pek çok hayır vardır. Ümmetim kıyamette onun etrafında toplanırlar” buyurdu. (Buhari, Raikak, 53; Müslim, Salat, 53; Ebu Davud, Salat, 122; Tirmizi, Tefsir-i Sure 108:1) Bu hadis-i şerifte görüldüğü üzere “Besmele” sure ile beraber nâzil olmuştur. Besmele Sureden bir âyettir.

Diğer bir rivayette Ebu Leheb peygamberimizin (sav) oğlu Kâsım’ın vefatı gecesi müşriklerle bir toplantı yapmış ve “Bu gün Muhammedin nesli kesilmiştir” demiş ve “O hayırlı bir insan olmuş olsaydı erkek çocuğu ölmezdi. Nesli ve soyu kesilmezdi” şeklinde konuşmuştur. (F. Razi, Tefsir-i Kebir, 23:471-473; C. Suyuti, Esbab-ı Nüzul, 122-123)
 


MEÂL-İ ÂLÎSİ
Bismillahirrahmanirrahim
1. Biz sana kevseri verdik.
2. Öyle ise Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
3. Gerçekte ebter olanlar sana inanmayıp buğz ve hakaret edenlerdir.

TEFSİRİ
1. Biz sana Kevseri verdik...
 Kevser:
Fev’al vezninde “ Cevher” gibi bir kelimedir. “Pek çok hayr-ı kesîr ve gayet çok atâyâ ve ihsan-ı ilâhî” demektir. Araplar buna “El-kesîrü min külli şey’in” derler. Yani, her şeydeki çok fazla hayır ve bereket.”

Kevser’in pek çok anlamları ve izahları vardır. Müfessirlerin açıkladıkları bütün bu manaların hepsi hak ve hakikattir. Her birinin kendi makamında önemi ve değeri vardır.

1. Bütün hayır ve ihsanların membaı ve kaynağı cennettir. Bunu temsilen “cennette bir nehirdir” denilmiştir.  Nitekim peygamberimiz (sav) “Kevser, Allah’ın bana ihsan ettiği bir nehir veya havuzdur. (Buhari, Tefsir-i Sure 108:1; Rikak, 53; Müslim, Salât,53)

2. Kevser, “Şeref-i Nübüvvet”tir. Peygamberlik müessesesidir. Nübüvvet her nevi hayrın ve saadetin kaynağıdır. Ne zaman akıl ve ilim nübüvvete teslim olmuş ise insanlık büyük bir saadete ve medeniyete ulaşmıştır. Ne zaman ayrı ayrı gitmiş ise bütün hayır ve iyilik nübüvvet tarafında kalmış, zulüm, haksızlık ve vahşet felsefe tarafında bulunmuştur.  (Sözler, 32. Söz) Bu sebepten dolayıdır ki Nübüvvet Rububiyetin lazımıdır ve gereğidir. İnsanlığın terakki ve tekâmülü ancak nübüvvet ile mümkündür. Bundan dolayı imanın iki kanadı olan “Lâ ilâhe İllallah Muhammedün Resûlullah” kelime-i şahadetin ikinci kanadıdır. Dolayısıyle Kevser”den ve “hayr-ı kesirden” murad “Şeriat-ı Ahmediye olan İslamiyettir.” Nitekim yüce Allah “Allah seni âlemlere rahmet olarak göndermiştir” (Enbiya, 21:107) buyurur. Nübüvvet sayesinde insanlar dünya ve ahirette büyük bir saadete nail olurlar. Nitekim peygamberimiz (sav) “Ben İbrahim’in (as) duası, İsa’nın (as) müjdesiyim. Kıyamette şefaati kabul edilenim. Ben peygamberler ile beraber bulunurken büyük bir ümmet gelir. Bunlar benim ümmetim olduğunu abdest azalarının parlak ve nurlu bir surette gelmelerinden anlarım. Her peygamber onlara gıpta ile bakar ve kendi ümmeti olmasını ister. Ben ise onları tanı ve “Bunlar benim ümmetim derim. Yüce Allah onları hesapsız ve kitapsız olarak cennete alır” (Suyutî, Câmiu’s-Sağir, 1:517; Hindî, Kenzu’l-Ummal, 16:444) buyurarak beş vakit namaz kılan ümmetinin cennete gireceğini müjdelemiştir.

3. Kevser’den ve hayr-ı kesirden murad “Ümmetin âlimleridir.” Nitekim peygamberimiz (sav) “Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in peygamberleri gibidir” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2:64; Suyûtî, Ed-Dürerü’l-Müstesire, 113; Şevkânî, Fevâid, 286 ) buyurmuşlardır. Bunlar ilim ve ahlak bakımından peygambere varis olan ulemâdır. Ümmetin istikameti bu nevi ulemanın, müceddit ve müçtehitlerdir. Rivayetlerde tüm peygamberler ahirette ümmetleri ile beraber gelirler. Nice peygamberler yanlarında birkaç kişi ile gelirken Ümmet-i Muhammed (sav) büyük bir ümmet olarak gelir ve mahşerin üçte ikisini teşkil ederler. Ümmet-i Muhammed’in âlimlerinin her biri arkasında büyük bir cemaat ile gelir. (Müsned-i Ahmet, 5:262)

4. Kevser’den kasıt Kur’ân-ı Kerimdir. Bütün ilimlerin ve hayırların membaı Kur’ân-ı Kerimdir. Kurân-ı Kerim iman, İslam, ilim ve hikmet kitabıdır. Yüce Allah buyurdu: “Allah kime hikmet vermişse ona pek çok hayır verilmiştir.” (Bakara, 2:269)

5. Kevser’den muradın peygamberin Sünneti ve Ehl-i Beyti olduğu ifade edilmiştir. Çünkü ümmetin istikameti sünneti ve Ehl-i Beyti iledir. Nitekim Abdullah b. Abbas (ra) Kevser Allah-u Tealânın resulüne ita buyurduğu hayr-ı kesirdir” diyince Ebu Bişr “Birçok kimseler bu cennette bir nehirdir diyorlar” diyince Hz. Abdullah (ra) “Cennetteki nehir Allah’ın ona ihsan ettiği hayırdan birisidir” buyurmuştur. Peygamberimiz (sav) bütün ümmetinin saadeti ile mesut ve felaketi ile mahzun olduğu için ümmetini hayra ve istikamete sevk eden, âl-i İbrahim gibi âl-i resulden gelen “Ehl-i Beytin” her asırda ümmeti istikamete sevk eden müceddit ve müçtehitleridir ki sonuncusu ahir zamanın sonunda gelen Mehdi’dir. Ehl-i Beyt Âl-i İbrahim gibi kesretli ve bereketli olmasına işarettir.
 
Kevser, peygamberimize (sav) verilen “Makam-ı Mahmud” ve “Şefaat-i Uzma”dır. Nitekim yüce Allah “Sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir” (Enfal, 8:33) buyurarak peygamberimizin (sav) dünyada azabın gelmesine engel olduğunu ifade ettiği gibi ahirette de kalbinde zerre kadar imanı bulunan için sebeb-i necat ve şefaat olduğu ifade edilmektedir. Peygamberimiz (sav) bunu “Her peygamberin müstecap bir duası vardır. Peygamberler bu dualarını dünyada yapmışlardır. Ben ise bu duamı ümmetim için ahirete sakladım. Bunun ile ahirette ümmetime şefaat edeceğim” (Kenzü’l-Ummal, 14:39081) buyurur.  Ayrıca “Benim şefaatim ümmetimin büyük günah işleyenlerinedir” (İbn-i Mâce, Züht, 37) buyurmuşlardır. Yüce Allah peygamberimiz (sav) razı olana kadar şefaatini kabul edeceğini de “Ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. Ve Rabbin orada sen razı olana kadar sana vermeye devam edecektir” (Duha, 93:4-5) ayetleri ile müjdelemiş ve söz vermiştir.

7. Bütün bunların sonucu ve en büyük nimet i ise ahirette Cennet, Rü’yetullah  ve Allah’ın rızasıdır.


8. Kevser’den murad peygamberimize (sav) verilen nusret ve fetihlerin tamamıdır. Bunların başında Mekke’nin fethi gelir. Sonra Kudus ve Şam’ın fethi, Mağrib ve Maşrık ile bütün futûhât-ı İslamiyeyi, hususan İstanbul’un fethini içine almaktadır. İnşaallah “Kevser Suresinin Esrarı” bahsinde bu hususlara işaret edilecektir.


 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ