Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Tefsir Dersleri arrow Kuran ve Asrımız
Advertisement
Kuran ve Asrımız PDF Yazdır E-posta
Salı, 19 Ekim 2010

M. Ali KAYA
Kur’an-ı Kerim kıraatı ile taabbüd olunan bir kitaptır. Bediüzzaman’ın tarifi ile “Hem bir kitab-ı ilim, hem bir kitabı zikir, hem bir kitab-ı dua ve davet, hem bir kitab-ı hikmet ve içinde her meslek ve meşrebe ait pek çok kitap bulunan bir kitab-ı mukaddestir.” Her asra yeni nazil oluyor gibi hitap eden bir kitaptır. Bunun için “zaman ihtiyarladıkça Kur’an gençleşir ve rumuzu tavazzuh eder.”

Kur’an-ı Kerim iki şekilde okunur. Birincisi “İlim” öğrenmek ve manasını talim etmek, yani “talim ve taallüm” için okumaktır. Bu niyetle ve bu amaca yönelik olarak Kur’anın manasını, mealini ve tefsirini okumak ilim öğrenmek nevinden bir ibadettir. Bu nevi ibadetin sevabı “bir saati bir gün nafile ibadet sevabıdır.” İkincisi, ibadet amacı ve niyeti ile okumaktır. Bu namazdaki “kıraat” olup farzdır ve ezber okunması gerekir. Şayet manasını düşünerek okumayı terk ederse sehiv secdesi yapması gerekir. Şayet Kur’ânı açar ve bakarak okursa namaz dışında “talim ve taallüm” ile meşgul olmasından dolayı namazı bozulur. İbadet amacı ile manasını düşünmeden ve anlamadan Kur’ân-ı Kerimi okumanın her harfinin en az on sevabı vardır. Zira peygamberimiz (sav) “Kur’an okumanın her harfinin on sevabı vardır. Ben demiyorum ‘elif lam mim’ bir harftir. ‘Elif’ bir harftir, ‘lam’ bir harftir ve ‘mim’ bir harftir” buyurarak manası anlaşılmayan müteşabihattan bir kelimeyi alarak kıraatın manasını anlama amacına yönelik olmadığını ve ibadetin ancak vahiy dili ile olacağını ifade etmiştir.

Kur’an-ı Kerim “Biz o Kur’ânı Kadir Gecesinde inzal buyurduk” (Kadir, 97:1)  ayetinin belirttiği gibi toptan Kadir Gecesinde dünya semasına inzal edilmiş ve “Cibril-i Emîne” ve “Nâmus-u Ekbere” teslim edilmiştir. Sonra nüzul sebepleri tahtında dünya semasından peygamberimizin (sav) kalb-i mübarekine vahy ile tenzil edilmiş ve yirmi üç senede tamamlanmıştır. Kur’ânın yirmi üç senede tamamlanması “tenzil” olup “O Kur’ân âlemlerin rabbi tarafından tenzil edilmiştir” (Vakıa, 56:80) ayeti ile ifade edilmiştir.

Kur’ân-ı Kerimin ayetleri ve sureleri taraf-ı ilahiden inzal edildiği gibi, her asra bakan manası da o asrın idrakine uygun bir şekilde asrın müceddidinin kalbine ilham edilmektedir. Bu husus Kur’ân-ı Kerimde “Ey Habibim! Kur’anı Cebrail’den aldığın zaman acele ederek dilini depretme. Cebrail’in (as) okumasını dinle ve arkasından yavaşça tertil üzere oku. Onu kalbine toplayacak, tespit edecek ve okutacak olan biziz. Sen sadece okunduğu zaman takip et. Sonra onun açıklaması da bize aittir” (Kıyame, 75:16-19)

Müfessirler bu ayetlerin peygamberimizin (sav) “Kur’anın inzalinde ezberlemek için dilini dudaklarını oynatması” üzerine nazil olduğunu ifade etmektedirler. Kur’ânın inzal ve tenzili Allah’a ait olduğu gibi beyanı ve açıklaması da Allah’a aittir. İlm-i Usul-i Tefsirde beyanının üslupları beş nevidir. Takrir, tefsir, tağyir, tebdil ve zaruret beyanıdır. Böylece Kur’ânın pek çok ayetleri birbirini tefsir eder. Kur’anın gerek inzalinde gerekse tefsir ve beyanında nefsi ve hisleri karıştırmak, kendi eksik ve noksan bilgisi ile aklını esas tutmak hatadır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Kim bilgisi olmadığı halde kendi reyi ile Kur’ânı asıl manası dışında tefsir ederse cehennemde yerini hazırlasın” (Tirmizi, Tesir 1; Ebu Davud, İlim, 5) buyurmuşlardır.

İlham her ne kadar ilim kaynağı değilse de Kur’ân ve Hadise uygun ve Allah’ın hükümlerini açıklamaya ve uygulamaya yönelik ilhamlar başlı başına hüküm içermedikleri ve akla mantığa ve ilme aykırı olmadıkları için uyulması gereken bilgi kaynağıdır. Zira bu akıl ve kalb birlikteliği ile Kur’an ve Hadise dayanan ilimdir. Heva ve heves işi değildir.

Kur’ân-ı Kerimin ayetleri ve prensipleri bütün zamanlara bakar ve her biri bir kanunun ucu ve külli bir düsturun kaynağıdır. Bu nedenle hükümleri tüm zamanlarda caridir. Zira Kur’ân insan fıtratına ve kâinatın külli kanun ve prensiplerine bakar, hükmünü ona göre verir. Bu nedenle her asrın Firavunu, Kârunu, Ebu Lehebi, Ebu Cehili ve Ebrehe’si vardır. Yine her asırda “Eshab-ı Fil” bulunmaktadır.

Fil Suresinin asrımıza bakan tefsiri Bediüzzaman’ın beyanları ile şöyledir:
1. Rabbin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
2. Onların düzenini ve hilelerini boşa çıkarmadı mı?
3. Üzerlerine “Ebabil” kuşlarını gönderdi.
4. Onlara pişmiş taşlar atıyorlardı.
5. Sonunda onları yenmiş ekin gibi yapıverdi.

“Ashab-ı fil” asrımızdaki filolarla I. ve II. Dünya savaşını çıkaran “Eshab-ı Dünya” olsa “Ebced” değeri H. 1359 M. 1940 olur ki bu tarih 1940-45 yılları arasında II. Dünya Savaşı yıllarıdır. Yüce Allah İslam’ın nurunu söndürmek için çıkan ve dünyayı istila etmeyi amaçlayanları nasıl perişan ettiğini, filolarla semadan “Tayran Ebabil” gibi tayyarelerle bombalar atarak tüm Avrupa’yı perişan ettiğini gördük. Allah onları ve onların ülkelerini yenmiş ekin tarlaları gibi perişan etmiş ve sonunda “Barışa” zorlamış ve 1945 yıllarından sonra “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” neşredip tüm devletler altına imza atarak peygamberimizin (sav) “Veda Hutbesi”nde verdiği mesajları dinlemek ve uygulamak zorunda kalmışlardır.

Fil Suresinin diğer ayetleri olan “Onların hilelerini boşa çıkarmadı mı?” H. 1360 M. 1941 ve “Başlarına pişmiş taşlar atıyorlardı” ayetinin “Ebced” yani rakamsal değeri H. 1359 M. 1940 rakamlarına tevafuk etmesi bize kanaat vermektedir ki “Fil Suresi” sadece Ebrehe’nin M. 571 yılında Kâbe’yi yıkmak amacı ile Mekke’yi kuşatmasını anlatmamaktadır. Asrımızın Ebrehe misal kumandanlarını ve devletlerini fil yerine filolarla gelip insanlığı perişan edenlerin sonlarını da haber vermektedir.


Etiketler:  Fil Suresi Kuran Kuran ve Asrımız Talim Taallüm Kıraat İbadet İlim İnzal Tenzil Ashab-i Fil
 
< Önceki   Sonraki >