Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Tefsir Dersleri arrow MAUN SURESİ TEFSİRİ
Advertisement
MAUN SURESİ TEFSİRİ PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 05 Ocak 2009
Yazı Index
MAUN SURESİ TEFSİRİ
Sayfa 2
M. Ali KAYA
GİRİŞ
Sureye “Mâûn”  ve “Din Suresi” adı verilmiştir. Fil olayı ve Kureyş’in güven içinde Kâbe sayesinde rahat geçinmesi ve yaşamaları dine inanmayı ve Allah’a iman ve ibadeti gerekli kılarken inkârda inat etmelerini konu edinir.  “Din” bu surede ahiret günü, hesap günü ve öldükten sonra diriliş anlamına gelmektedir. Dini, yani ahireti inkar edenlerdir ki “Mâûna” yani yetime ve fakire yardım etmeye de engel olmaktadırlar. Çünkü onlar yetim ve fakir oldukları için onlardan bir menfaat beklenmez, ancak ahirete inananlar Allah için yardım ederler.

Sure 17. Sure olarak Mekke’de nazil olmuştur. Bir kısım müfessirler ilk üç ayetin Mekke’de Âs b. Vâil hakkında, son dört ayetin de Medine’de münafık Abdullah b.Ubeyy hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. (VehbeZuhaylî, Tefsiru’l-Münîr, 15:640; Suyutî, Lübâbü’t-Te’vîl, 4:412) Sure 7 ayet, 25 kelime ve 115 harftir.   

 NÜZUL SEBEBİ
Bu sure Âs b. Vâil, Velid b. Muğîre, Ömer b. Hişam (Ebu Cehil) hakkında nazil olmuştur. Yetimin biri malını istemek üzere Ebu Cehil’e gider. O ise hiç aldırmaz ve yanından kovar. Kureyş ileri gelenleri “Muhammed’e git o malını alır ve sana verir” derler. O da peygamberimize (sav) gider. Peygamberimiz (sav) de onu yanına alır ve Ebu Cehil’e gider ve malını alır yetime verir. (F. Razi, Mefatihu’l-Gayb, 23:439)  Yine Ebu Süfyan b. Harb her hafta iki semiz koyun keser ve ziyafet verirdi. Bir gün bir yetim geldi ve biraz et istemişti. O da elindeki asası ile onu iterek yere düşürmüş ve kovmuştur. Surenin ilk üç ayeti bu ve benzeri olaylar üzerine nazil olmuştur. Son dört ayet ise Medine münafıkları hakkında nazil olmuştur ki, onlar gösteriş olsun diye namaza gelirlerdi, yalnız başına oldukları zaman ise namazı terk ederlerdi. (Suyutî, Esbab-ı Nüzul, 122)


MEÂL-İ ÂLÎSİ
Bismillahirrahmanirrahim
1. Dini yalanlayanı gördün mü?
2. İşte o, yetimi itip kakar,
3. Yoksulu da doyurmayı teşvik etmez.
4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara,
5. Onlar namaz konusunda yanılgı ve gaflet içindedirler,
6. Onlar gösteriş yaparlar.
7. Hayra ve yardıma engel olurlar. 

TEFSİRİ
1. Dini yalanlayanı gördün mü?
Her şeyi tesadüf ve başı bos sanan, verilen tüm nimetlerin kendi malı ve kazanımı olduğunu zanneden, öldükten sonra ahiretin, hesap ve ikabın olmadığını zannedeni gördün mü? Nasıl da yetimi itip kakmakta, yoksulu yanından kovmaktadır. Her şeyi gösteriş için yapmakta, hatta namazı bile gösteriş için kılmakta ve namazın ne olduğunu ve niçin kılındığını bilmemektedir. Namazdan gafildir. Her türlü hayır ve yardımı engellemektedirler. Bütün bunları yapanlar ancak dinden ve ahiretten gafil olanlar ve dini, yani ahireti inkâr edenlerdir.

Din: Allah’ın birliğine ve ahiret gününe imandır. Dinin iki kanadı ve iki temeli vardır. Birincisi, Tevhide, yani Allah’ın birliğine, İkincisi ise ahirete, yani öldükten sonra bedenen dirilmeye ve hesap gününe imandır.  Dinsiz insan olmaz. Nitekim müşrikler de kendilerine göre bir dine inanıyorlardı. Ancak burada kastedilen “Allah katında din İslam’dır.” (Âl-i İmran, 3:19) Allah’a ibadeti esas almayan batıl fikir ve düşünceler din sayılmaz. Onlar birer felsefî ekol veya heva ve hevesin, şehvet ve şeytanın birer oyunudur. Bu sebeple din denince hak din olan İslam ve muharref dinler olan Yahudilik ve Hıristiyanlık ile kitaba dayanan dinler anlaşılmalıdır. 

“Yükezzibü” Yalanlama, “İnkâr” anlamındadır. “Eraeyte” Gördün mü? Anlamında olmakla beraber, peygamberimiz (sav) zamanında Âs b. Vâil ve benzerlerini gözle görüyorlardı. Ancak bizim onları görmemiz mümkün olmadığına göre bu ayetin alamı “anlamak” “fikir ve görüş sahibi olmak” anlamını ifade etmektedir.
 
2. İşte o, yetimi itip kakar,
Yetimi ve öksüzü ancak dini inkâr eden, ahirete inanmayan itip kakar. Hakkını vermez ve malını yer.  Zayıfı ezen, fakire hakaret eden ancak iman etmeyen, dine ve ahirete inanmayandır. İmanlı bir mü’min fakiri korur, yetime yardımcı olur.

Peygamberimiz (sav) “Kim akıl baliğ olana kadar bir yetimi barındırırsa ona cennet vacip olur” (Müsned, 4:344; Taberânî, Kebîr, 9:300)buyurdular. Ayrıca sofraların en hayırlısı içinde yetimin bulunduğu sofradır (Kenzu’l-Ummal, 3:6040) buyurarak yetime ve yoksula gereken yardımın yapılmasını teşvik etmişlerdir.
 
3. Yoksulu da doyurmayı teşvik etmez.
Yoksulu ve fakiri doyurmak imanın gereğidir. Bu ayet-i kerime bunu ifade etmektedir. Bu ayette iki nükte vardır. Birincisi yoksulu bizzat doyurmayı teşvik etmektedir. İkincisi de başkalarına da yoksulu doyurma ve yardımcı olmayı teşvik etmek de imanın gereği olarak ifade etmesidir.  Doyurmak insanın ilk ve en önemli ihtiyacıdır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde en önemlisini zikrederek diğer ihtiyaçlarının da giderilmesi gerektiğine ima etmektedir. Onlar da yoksulun giyecek ve barınma ihtiyacı gibi ikinci ve üçüncü derecede ihtiyaçlarını karşılamaya da teşvik vardır.

Kişi yoksulu ve fakiri ne amaçla doyuracak ve ihtiyaçlarını gidermeye çalışacaktır? Ayet-i Kerimenin öncesi ve surenin başında belirtildiği gibi “Dine, yani Allah’a ve ahiret gününe iman” etmesinden dolayı, Allah rızası ve ahirette mükâfat ummasından dolayı olmalıdır. Yoksa dünyevî bir menfaat amacı olursa bu Allah katında makbul değildir.
 
4-5. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, namaz konusunda yanılgı ve gaflet içindedirler,
Bu ayetlerin Medine’de münafıklar hakkında nazil olduğunu daha önce ifade etmiştik. Yüce Allah kâfirlerin yukarıda sayılan vasıfları ile münafıklara ait vasıfları sayarak ikisi arasındaki benzerliğe dikkatimizi çekmiştir.
İlk üç ayet kâfir ve münafıkların halka karşı davranışını konu alırken, bu ve bundan sonraki ayetler onların Allah’a karşı davranışlarını konu edinmiştir. Son ayette ise her ikisinin ortak özelliği olan “Maunu” yani yardımı önlemelerini nazara vermektedir.

Yine yüce Allah “Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar” (Ankebut, 29:45) buyurmuştur. Ancak bu ayette gafletle gösteriş ve riya için kılınan namazın insanı kötülükten korumayacağını belirtmektedir. Münafıklar “namaza üşene üşene kalkarlar” (Tövbe, 9:54)

Veyl:  Yazıklar olsun, vay haline, eyvahlar olsun demektir.  Bu surede veyl üç zümreye tahsis edilmiştir. Birincisi, gafletle namaz kılanlar, ikincisi, riyakârlık yapanlar, üçüncüsü de maunu, yardımın en basiti olan elindeki eşyasını başkasının ihtiyacını gidermek için vermemektir. (Mefatihu’l-Gayb, 23:444)

Yüce Allah bu ayette “Fî Salatihim” yani “Namazın içinde” buyurmadı. “An Salâtihim” yani “Namaz konusunda” buyurdu. Namaz içinde yanılmak “Sehiv secdesi”ni gerektirir ve bu günah değildir. Bilakis insanın beşeriyet icabı dalgınlık ve hata sonucu namazın kaç rekât kıldığını bilmemek ve ne okuduğunun farkında olmamak gibi hata ve kusurlardan dolayı yanılma olur ki bunlardan farzın tehiri ve vacibin terki durumunda sehiv secdesi ile tamamlanır. Sünnetlerde yanılma ve unutma ise bir şey icap etmez. Ancak burada anlatılmak istenen namazı önemsememek, namaza değer vermemek, namazın nefsine ve ruhuna olan faydası ve Allah katındaki değeri, kulluk gereği ve Allah’ın emri olması gibi hususlarda gaflet ve yanılgı içinde olmaktır ki yüce Allah’ın “Yazıklar olsun!” hitabı ile levmettiği ve kınadığı husus budur.
 
Namazda yanılma hususunu Peygamberimiz (sav) bu ayeti okuyarak ve şöyle izah etmişlerdir: “Allahü Ekber! Sizden birinizin bir vakit namazı vaktinde uyanıl bir şekilde kılması bütün dünyanın kendisine verilmesinden daha hayırlıdır. Namazı gafletle kılan o kimsedir ki kılıdı zaman namazın hayrını ummaz, terk ederse Allah’tan korkmaz.” (Suyutî, Dürrü’l-Mensur, 8:642; Taberî, Câmiu’l-Beyan Fi Tefsiri’l-Kur’ân, 30:202) Yine bir başka sahabenin sorusu üzerine peygamberimiz (sav) “Namazı geciktirerek vaktin dışında kılandır” (Beyhaki, Sünen, 2:214; Taberi, 30:203) buyurdular.

Peygamberimiz (sav) bilhassa sabah ve yatsı namazı hususunda şöyle buyurmuşlardır: "Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. İnsanlar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi." (Buhari, Mevâkıt, 20; Müslim, Mesâcid, 252) Yine peygamberimize (sav) “amellerin hangisi faziletlidir?” diye sorulmuş, peygamberimiz (sav) “Namaz kılmaktır” buyurmuşlardır. Sonra hangisi faziletlidir? Diye sorulunca da “Namazı vaktinde kılmaktır” şeklinde cevap vermişlerdir.  (Rudani, Cem’ul-Fevâid, 1:923, 944)

 Müfessirler bu ayette kastedilen namaz konusunda yanılmayı birkaç madde ile şöyle izah etmişlerdir:
1. Namazda gevşek davranarak vaktin dışına bırakmak,
2. Toplum içinde namazı özenle kılmak; yalnız kalınca namazı terk etmeyi alışkanlık yapmak,
3. Namaza karşı üşengeç ve isteksiz davranmak ve arada bir kılmak ve sabah, ikindi namazı gibi namazları uyku ve iş icabı terk etmek.
4. Namazın önemini kavramayarak namazı terk etmek ve sadece bayram ve Cuma namazlarını kılmak, beş vakit namaza değer vermemek demişlerdir.


 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ