Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Tevhit Cümlesinin İzahı PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 26 Ağustos 2010
Yazı Index
Tevhit Cümlesinin İzahı
Sayfa 2

Altıncı Kelime: “Yuhyî” kelamıdır. Yani, Hayatı veren odur. Ve hayatı rızık ile devam ettiren de odur. Ve hayatın ihtiyaçlarını hazırlayan yine odur. Ve hayatın yüce  gayeleri ona aittir ve mühim neticeleri ona bakar, yüzde doksan dokuz meyvesi onundur. İşte şu kelime; şöyle fâni ve âciz beşere nida eder, müjde verir ve der: Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenasını düşünüp, hüzne düşme. Yalnız dünyevî ehemmiyetsiz meyvelerini görüp dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûm'a aittir. Masarıf ve levâzımatını, o tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve O'na aittir. Sen, o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi, ne kadar kıymetdar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi zâtın, ne kadar Kerim ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret ve anla ki: Vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netaic; bir cihetle senin defter-i a'maline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihya eder.

Bu hakikatin delillerine gelince: Yüce Allah her baharda yeryüzünde üç yüz binden fazla nevileri, türleri hadsiz efradı ile beraber yeniden diriltiyor. Kışta ölmüş olan yeryüzüne yeniden hayat veriyor. Onların hayatlarını verdiği gibi hayata lazım olan tüm ihtiyaçlarını da beraber veriyor. Haşr-i azamın, öldükten sonra dirilmenin hadsiz delillerini gösterip, o ayrı ayrı mahlukatı beraber, birbiri içinde, noksansız, eksiksiz, yanlışsız, hiç şaşırmayarak ve karışıklık içinde karıştırmayarak, unutmayarak mükemmel bir düzen içinde diriltmektedir. Bir kısım canlıları tohumlarından ve köklerinden, bir kısmını su damlacıklarından ve bir kısmını da yumurta ve yumurtacıklarından yaratmaktadır. O sayısız varlıklar suretçe birbirine benzedikleri halde benzersiz olarak yoktan ve hiçten yeniden yaratmaktadır. Asırlar boyunca bu faaliyeti her bahar mahlûkatının gözü önünde tekrar etmektedir. Bütün bunları gördüğü halde yaratıcı olan Zat-ı Hayy-ı Kayyum ve Muhyî bir Hallak-ı Alîmi kabul etmeyen yeryüzündeki bütün bu hayatı da hayat sahiplerini de inkar etmeye mecburdur.

Yedinci Kelime: “Ve Yümîtü” kelamıdır. Yani, mevti, ölümü veren O’dur. Hayat vazifesini bitirir ve vazifeden terhis eder. Dünyanın sıkıntı ve meşakkatlerinden azat eder. Fani dünyadan baki hayata alır. Ölüm, idam değil, hiçlik değil, sönmek değil, ebedi bir ayrılık değil, yokluk değil, tesadüf değil, kendi kendine meydana gelen bir olay değildir. Belki hikmet ve rahmet sahibi yüce Allah tarafından vazifeden bir terhis ve bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı asli olan Cennete bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın gitmiş olduğu ve toplandığı âlem-i berzaha, kabir âlemine kavuşma kapısıdır.

Bu hakikatin hadsiz delilleri vardır. Görüyoruz ki güz mevsiminde üç yüz bin nevi canlılar vefat namıyla terhis edilirlerken her bir nevi ve ferdin sahife-i amellerinin kutucukları ve fihristeleri olan tohumcukları onların yerlerine gelecek baharda yeniden diriliyorlar. Yerlerine benzerleri ve aynıları geliyorlar. En basit hayat mertebesinde olan bitkilerin tohumlarına yeniden can vererek geçen baharın aynı gibi dirilten yüce Allah elbette en değerli varlık olan insanın da amellerini muhafaza ederek haşirde dirilterek amellerinin karşılığı olan saadet-i ebediyeye ve cennete alacaktır. Bu nedenle nasıl ki hayat Allah'ın ilim, irade ve kudretinin eseridir; aynen öyle de ölüm de mükemmel bir fiil olup ancak ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah'ın eseridir ve fiilidir.

Sekizinci Kelime: “Ve Hüve Hayyun Lâ Yemût” kelamıdır. Nasıl ki gündüz çalkalanan bir deniz yüzünde ve akan bir nehir üzerindeki su kabarcıklarının parlayıp sönmeleri ve arkalarından gelen yeni kabarcıkların aynen gidenler gibi parlamaları daimi bir güneşin mevcudiyetine ve bekasına delalet eder. Aynen öyle de, her vakit değişen kâinat denizinin yüzünde ve tazelenen hadsiz fezasında ve zaman nehrinde mütemadiyen akan giden mevcudatın ölümleri ve yerine yenilerinin gelmesi ve hayatın kesintisiz devam etmesi, her sene ve hatta her gün bir kâinatın ölüp yeni bir kâinatın yerine gelmesi güneş gibi apaçık bir şekilde ölümsüz Hayy-ı Lâyemût olan Şems-i Sermedî’nin, bir Hallâk-ı Bakî’nin ve bir Kumandan-ı Akdesin varlığını ve birliğini kâinatın varlığından daha açık ve kat’î bir surette gösterir.

Madem durum budur öyle ise, sevdiklerimizden ayrılıktan dolayı üzülmeye ve mahzun olmaya gerek yoktur. Madem Allah vardır ve bakidir, başkaları ne olursa olsun merak çekmeyiniz. Sevdiklerimizin zevalleri, sizleri incitmesin. Çünki, onlar bir nevi âyinelerdir. Âyinelerin değişmesi şaşaa-i cemâlin cilvesini tazeleştirir, güzelleştirir. Mâdem o var, her şey vardır. Allah’ı bulan neyi kaybeder ve Onu kaybeden neyi bulur?

Dokuzuncu Kelime: “Bi-Yedihi’l-Hayr” kelamıdır. Yani: Her hayır, onun elindedir. Her yaptığınız hayrat, onun defterine geçer. Her işlediğiniz a'mal-i sâliha, yanında kaydedilir. Öyle ise, Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah! Malımız harab olup, sa'yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik." demeyiniz, feryad edip me'yus olmayınız... Çünki sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl, sizi celb edip, yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almağa gidiyorsunuz. Evet, geçen baharın defter-i a'mâlinin sahifeleri ve hidemâtının sandukçaları olan tohumları, çekirdekleri muhafaza eden ve ikinci baharda gayet şaşaalı, belki yüz derece aslından daha bereketli bir tarzda muhafaza eden, neşreden Kadîr-i Zülcelâl, elbette sizin de netâic-i hayatınızı öyle muhafaza ediyor ve hizmetinize pek kesretli bir surette mükâfat verecektir.

Bu hakikatin delillerine gelince: Görüyoruz ki, kâinatta her dairede, her nevide, her tabakada ve hatta bedenin her bir hücresinin dahi ihtiyat rızkını taşıyan bir mahzeni, bir deposu ve levazımatını yetiştiren ve muhafaza eden bir tarlası ve hazinesi var ki, gayet intizam ve nizamla ve nihayetsiz inayetle ve hikmetle vakti vaktine muhtacın iktidar ve ihtiyarı haricinde gaybî bir el tarafından o muhtacın eline veriliyor. Bütün iyilikler ve hayırlar “Her şeyin anahtarı yanında bulunan” (Zümer, 39:63; Şura, 42:12) ve hazineler sahibi olan yüce Allah’tan gelmektedir. O Kadîr-i Zülcelal emr-i “Kün-Feyekûn” tezgahından gelen ayrı ayrı anahtarlarla o hazineleri açıyor. Bir küçücük çekirdekten bir batman belki yüz batman taamları kemâl-i intizamla çıkarıyor ve bütün canlılara ziyafet veriyor.

Onuncu Kelime: “Ve Hüve Ala Külli Şey’in Kadîr” kelamıdır. Yani: O Vâhid'dir, Ehad'dir, her şey'e kâdirdir. Hiçbir şey ona ağır gelmez. Bir baharı halketmek bir çiçek kadar ona kolaydır. Cennet'i halk etmek, bir bahar kadar ona rahattır. Bu nedenle insanın yaptığı hizmet, ettiği ubudiyet boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için hazırlanmıştır. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelâl'in va'dine îman ve itimad et. Ona va'dinde hulfetmek muhaldir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur. İşlerine, acz müdahale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana va'd etmiş. Ve va'dettiği için, elbette seni onun içine alacak.

Mâdem gözümüzle görüyoruz ki, her senede, yer yüzünde, hayvanat ve nebatatın üç yüz binden ziyade enva'larını ve milletlerini, kemâl-i intizam ve mizan ile, kemâl-i sür'at ve sühuletle haşr edip, neşreder. Elbette böyle bir Kadîr-i Zülcelâl, va'dini yerine getirmeye muktedirdir. Hem mâdem her senede, öyle bir Kadîr-i Mutlak, haşrin ve Cennet'in nümunelerini binler tarzda icad ediyor. Hem mâdem bütün semavî fermanları ile saadet-i ebediyeyi va'd edip, Cennet'i müjde veriyor. Hem mâdem bütün icraatı ve şuunatı hak ve hakikattır ve sıdk ve ciddiyetledir. Hem mâdem âsârının şehadetiyle, bütün kemalât, onun nihayetsiz kemâline delalet ve şehadet eder. Ve hiçbir cihette noksanlık ve kusur onda yoktur. Hem mâdem sözünden dönmek ve yalan ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve kusurdur. Elbette ve elbette o Kadîr-i Zülcelâl, o Hakîm-i Zülkemâl, o Rahîm-i Zülcemâl va'dini yerine getirecek; saadet-i ebediye kapısını açacak, Âdem babanızın vatan-ı aslîsi olan Cennet'e ehl-i îmanı idhâl edecektir.

On Birinci Kelime: “Ve İleyhi’l-Masîr” kelamıdır. Yani, dünyaya ticaret ve memuriyet için mühim vazifelerle gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip, hizmetlerini tamamladıktan sonra yine onları gönderen yüce yaratıcılarının huzuruna dönecekler ve Mevlây-ı Kerimlerine kavuşacaklardır. Doğrudan doğruya herkes, kendi Hâlıkı ve Mabudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar.

Ey İnsan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Dünyanın bin sene mes'udane hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rü'yet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemil-i Zülcelâl'in daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Mübtelâ ve meftun ve müştak olduğunuz mecazî mahbublarda ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün ve cemâl, onun cilve-i cemâlinin ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi ve bütün Cennet, bütün letaifiyle bir cilve-i rahmeti ve bütün iştiyaklar ve muhabbetler ve incizablar ve cazibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezel'in, bir Mahbub-u Lâyezal'in daire-i huzuruna gidiyorsunuz ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennet'e çağrılıyorsunuz. Öyle ise kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.

Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz. Sahib ve Mâlik-i Hakikî'nin tarafına gidiyorsunuz ve Sultan-ı Ezelî'nin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visâle müteveccihsiniz.


Etiketler:  Tevhid Tevhit Cümlesi Tevhit İsm-i Azam Ayetül Kübra Rububiyet Uluhiyet Şirk


 
< Önceki   Sonraki >
İSM-I AZAM
TEVHIT
ŞIRK
TEVHID
AYETüL KüBRA