| Tevhit Cümlesinin İzahı |
|
|
|
| Perşembe, 26 Ağustos 2010 | ||||
Sayfa 2 Toplam: 2
Altıncı Kelime: “Yuhyî” kelamıdır. Yani, Hayatı veren odur. Ve hayatı rızık ile devam ettiren de odur. Ve hayatın ihtiyaçlarını hazırlayan yine odur. Ve hayatın yüce gayeleri ona aittir ve mühim neticeleri ona bakar, yüzde doksan dokuz meyvesi onundur. İşte şu kelime; şöyle fâni ve âciz beşere nida eder, müjde verir ve der: Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenasını düşünüp, hüzne düşme. Yalnız dünyevî ehemmiyetsiz meyvelerini görüp dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûm'a aittir. Masarıf ve levâzımatını, o tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve O'na aittir. Sen, o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi, ne kadar kıymetdar olduğunu ve ne kadar güzel faideler verdiğini ve o sefine sahibi zâtın, ne kadar Kerim ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret ve anla ki: Vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netaic; bir cihetle senin defter-i a'maline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihya eder. Yedinci Kelime: “Ve Yümîtü” kelamıdır. Yani, mevti, ölümü veren O’dur. Hayat vazifesini bitirir ve vazifeden terhis eder. Dünyanın sıkıntı ve meşakkatlerinden azat eder. Fani dünyadan baki hayata alır. Ölüm, idam değil, hiçlik değil, sönmek değil, ebedi bir ayrılık değil, yokluk değil, tesadüf değil, kendi kendine meydana gelen bir olay değildir. Belki hikmet ve rahmet sahibi yüce Allah tarafından vazifeden bir terhis ve bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı asli olan Cennete bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın gitmiş olduğu ve toplandığı âlem-i berzaha, kabir âlemine kavuşma kapısıdır. Sekizinci Kelime: “Ve Hüve Hayyun Lâ Yemût” kelamıdır. Nasıl ki gündüz çalkalanan bir deniz yüzünde ve akan bir nehir üzerindeki su kabarcıklarının parlayıp sönmeleri ve arkalarından gelen yeni kabarcıkların aynen gidenler gibi parlamaları daimi bir güneşin mevcudiyetine ve bekasına delalet eder. Aynen öyle de, her vakit değişen kâinat denizinin yüzünde ve tazelenen hadsiz fezasında ve zaman nehrinde mütemadiyen akan giden mevcudatın ölümleri ve yerine yenilerinin gelmesi ve hayatın kesintisiz devam etmesi, her sene ve hatta her gün bir kâinatın ölüp yeni bir kâinatın yerine gelmesi güneş gibi apaçık bir şekilde ölümsüz Hayy-ı Lâyemût olan Şems-i Sermedî’nin, bir Hallâk-ı Bakî’nin ve bir Kumandan-ı Akdesin varlığını ve birliğini kâinatın varlığından daha açık ve kat’î bir surette gösterir. Dokuzuncu Kelime: “Bi-Yedihi’l-Hayr” kelamıdır. Yani: Her hayır, onun elindedir. Her yaptığınız hayrat, onun defterine geçer. Her işlediğiniz a'mal-i sâliha, yanında kaydedilir. Öyle ise, Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah! Malımız harab olup, sa'yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik." demeyiniz, feryad edip me'yus olmayınız... Çünki sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl, sizi celb edip, yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almağa gidiyorsunuz. Evet, geçen baharın defter-i a'mâlinin sahifeleri ve hidemâtının sandukçaları olan tohumları, çekirdekleri muhafaza eden ve ikinci baharda gayet şaşaalı, belki yüz derece aslından daha bereketli bir tarzda muhafaza eden, neşreden Kadîr-i Zülcelâl, elbette sizin de netâic-i hayatınızı öyle muhafaza ediyor ve hizmetinize pek kesretli bir surette mükâfat verecektir. Onuncu Kelime: “Ve Hüve Ala Külli Şey’in Kadîr” kelamıdır. Yani: O Vâhid'dir, Ehad'dir, her şey'e kâdirdir. Hiçbir şey ona ağır gelmez. Bir baharı halketmek bir çiçek kadar ona kolaydır. Cennet'i halk etmek, bir bahar kadar ona rahattır. Bu nedenle insanın yaptığı hizmet, ettiği ubudiyet boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için hazırlanmıştır. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelâl'in va'dine îman ve itimad et. Ona va'dinde hulfetmek muhaldir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur. İşlerine, acz müdahale edemez. Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk edebilir ve halk etmiş ve sana va'd etmiş. Ve va'dettiği için, elbette seni onun içine alacak. On Birinci Kelime: “Ve İleyhi’l-Masîr” kelamıdır. Yani, dünyaya ticaret ve memuriyet için mühim vazifelerle gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip, hizmetlerini tamamladıktan sonra yine onları gönderen yüce yaratıcılarının huzuruna dönecekler ve Mevlây-ı Kerimlerine kavuşacaklardır. Doğrudan doğruya herkes, kendi Hâlıkı ve Mabudu ve Rabbi ve Seyyidi ve Mâliki kim olduğunu bilecek ve bulacaklar. Etiketler: Tevhid Tevhit Cümlesi Tevhit İsm-i Azam Ayetül Kübra Rububiyet Uluhiyet Şirk |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|