| Tevhit Cümlesinin İzahı |
|
|
|
| Perşembe, 26 Ağustos 2010 | ||||
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
İslamiyet “Tevhit” dinidir. Tevhit, Allah'ın şeriki ve naziri olmadığı, her mekânda hazır ve her şeye nazır olup mekândan münezzeh olması, her şeye her şeyden ayın olup her şeyin ondan nihayet derecede uzak olması demektir. Bu inancı akıllarına sığdıramayanlar, şirke, teslise, tatile ve küfre düşmekten kendilerini kurtaramamaktadırlar. Bu nedenle hak din bir olup “Tevhit” dinidir. Haktan ayrılan dinler ise çoktur. Tevhidin ifadesi “Lâ ilâhe İllallah Muhammed Resulullah” kelamıdır. Muhammed Resulullah tevhid kelimesinden ayrılmaz, zira Tevhidi bize ders veren ve öğreten odur. Şayet Muhammed (as) olmasaydı bizler şirkten kendimizi kurtarıp tevhidi bilemez ve bulamazdık. Bu nedenle Tevhide iman Hz. Muhammed’e (sav) iman etmeyi gerektirir. Muhammed’i (as) tanımadan ve risaletini kabul etmenden tevhid iddiası batıldır. Bu nedenle Allah kulu ve resulü olan Muhammed’in (as) risaletini kabul etmeyenin imanını kabul buyurmamaktadır. Allah’a iman resulüne iman etmek, Allah’a itaat da Resulullah’a itaat etmektir. (Nisa, 4:80) Allahî sevmek ancak Resulullah’a iman ederek itaat etmekten geçer. Yüce Allah “Allah’ı seviyorsanız Resulüne itaat edin ki Allah da sizi sevsin” (Âl-i İmran, 3:31-32) buyurarak bu gerçeği ifade etmiştir.Tevhid cümlesi ise “Tevhid hakikatini bize ders veren peygamberimizin (sav) her namazdan sonra okumamızı emrettiği “Lâ ilâhe ilaallahu, vahdehu, lâ şerîke lehu, lehu’l-mülkü, ve lehu’l-hamdü, yuhyî ve yumîtu ve hüve hayyun lâ yemûtu, bi-yedihi’l-hayru, ve hüve alâ külli şeyin kadirun ve ilehyi’l-masîr” cümlesidir. “İsm-i Azam” mertebesini ve İsm-i Azamı taşıyan bu cümle-i tevhidin Bediüzzaman tarafından “20. Mektup Birinci Makamda” ve “El-Huccetu’z-Zehrâ’nın Birinci Makamında” yapılan izah ve yorumundan özetleyerek cümlelerinin ifade ettiği tevhidî manaları tek tek ele alalım. Ne kadar mükemmel tevhide işaret edip kâinatın şahadetini de ifade ederek tevhidi ispat ettiğine bakalım. İkinci Kelime: “Vahdehû” kelâmıdır. Bu kelimenin ifade ettiği mana budur ki: “Kâinatın bütün envaı alakadar olan ve bu alakadarlık yüzünden perişan olan ruh ve kalp sahibi insanlar her şeyin anahtarı yanında, her şeyin dizgini elinde, her şeyin emri ile halledildiği Kâinatın bir Sultanının olduğunu bilir ve anlarsa O’na yönelir, her arzusunu ondan isteyerek hadsiz minnetlerden ve korkulardan kurtulur. Üçüncü kelime: “Lâ şerîke lehu” kelamıdır. Bu kelam ifade etmektedir ki “Allah bir olur müteaddit olamaz. Uluhiyetinde ve saltanatında şeriki olmadığı gibi, Rububiyetinde, icadında ve icraatında da şeriki yoktur. Aciz dünya sultanlarının saltanatında şeriki olmaz; ama icraatında onun memurları onun şeriki sayılırlar ve “bize de müracaat et!” derler. Fakat ezel ve ebed sultanı olan Cenâb-ı Hak, hem saltanatında hem de icraatında yardımcılara, ortaklara muhtaç değildir. Her şey onun emri ile halledilir, her şeyi O icad eder ve her fiili ve hadiseyi “ilim, irade ve kudreti” ile O yaratır. Emir ve iradesi havl ve kuvveti olmazsa hiçbir şey, hiçbir şeye müdahale edemez. Herkes doğrudan doğruya O’na müracaat edebilir. Şeriki ve yardımcısı olmadığı için “onun huzuruna giremezsin” denilmez. Dördüncü Kelime: “Lehü’l-Mülkü” kelamıdır. Yani, mülk tamamen onundur. Sen, hem onun mülküsün, hem de mülkünde çalışan bir memlükü, yani kölesi ve kulusun. Öyle ise “Ey insan! Sen kendini kendine malik sayma! Çünkü sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına ihtiyaçlarını temin edemezsin. Çünkü, güneşten, dünyadan, bahardan tut, ruhun ve kalbin muhtaç olduğu ebedi saadete ve cennete kadar ihtiyacın vardır. Bu ihtiyaçlarını asla sen karşılayamazsın. Kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp ihtiyaçlarını gideremezsin. Öyle ise beyhude ıstıraba düşüp azap çekme. Mülk başkasınındır. O Mâlik hem Kadîr’dir, hem Rahîm’dir. Kudretine dayan ve rahmetine güven. Kederi bırak keyfini çek. Zahmeti at, safayı bul. Hem manen alakadar olduğun ve perişaneyetlerinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat bir Kadir-i Rahîmin mülküdür. O hem Hakîm’dir, hem Rahîm’dir. mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın vakit İbrahim Hakkı gibi “Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler” de, pencerelerden seyret içlerine girme. Beşinci Kelime: “Ve lehü’l-Hamdü” kelamıdır. Yani, hamd ve senâ, medih ve minnetona mahsustur, ona layıktır. Nimetler onundur ve onun hazinesinden çıkar. Onun hazinesi ise daimidir, asla bitmek ve tükenmek bilmez. Nimetin bitmesi söz konusu değildir. Öyle ise nimetlerin bitip tükeneceği endişesini taşıma. Çünkü nimetler rahmeti ve hazineleri sonsuz olan Allah'ındır. Ağacı baki ise, meyvesi gitse de yerine gelen vardır. Sen nimet içinde nimet sahibi olan Zat-ı Kerimin sana olan ikramını gör. O nimet lezzeti içinde lezzetten yüz derece daha ziyade lezzetli bir iltifat-ı rahmeti hamd ile düşünerek lezzeti birden yüz derece yapabilirsin. Allah'ın nimetlerine “Elhamdülillah” diyerek hamd ve şükürle, yani nimetten in’âmı hissetmekle, yani Allah'ın sana olan iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve nimetinin devamını düşünmekle, nimetin lezzetinden bin derece daha leziz, manevi bir lezzet kapısını sana açar. |
||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|