İrşad ve Hitabet
Tefsir Dersleri
Zilzal Suresinin Tefsiri | Zilzal Suresinin Tefsiri |
|
|
|
| Salı, 16 Ağustos 2011 | |
|
M. Ali KAYA Kur’ân-ı Kerimin takip ettiği amaç dört nevidir. İmanın da erkânı dört kısımdır. Peygamberimiz (sav) “Bir kişi dört şeye iman etmedikçe iman etmiş sayılmaz. Allah'tan başka mabud olmadığına şahitlik edecek, benim Allah'ın Rasûl-ü olduğuma ve hakla gönderildiğime şahitlik edecektir. Ölüme ve ölümden-sonra haşre iman edecek ve Allah'ın kaderine iman edecektir” (Ali Aslan, Büyük Kur’an Tefsiri, 16:131) SURENİN YÜCE MEÂLİ: 1. Yeryüzü o büyük depremle sarsıldığı zaman, 1. Yeryüzü o büyük depremle sarsıldığı zaman: Yüce Allah kıyametin dehşetini Hac Suresinde “Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Gerçekten kıyametin sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Bu dehşeti gören emzikli kadın emdirdiği çocuğunu unutur, hamile olanlar taşıdıklarını düşürür. İnsanları sarhoş olmuşlar gibi görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir; fakat Allah’ın azabının dehşetinden bu hale gelmişlerdir” (Hac, 22:1-2) ayeti ile açıklar. Vakıa Suresinde “Yer şiddetle sarsıldığı, dağların parçalandığı, dağılarak toz-duman haline geldiği zaman” (Vakıa, 56:4-6) ifadeleri ile kıyametin dehşetini bir başka açıdan bize haber vermekte ve bunun mutlaka vuku bulacağını söyleyerek bizleri sakındırmaktadır. “Eskâl” kelimesi “Sikâl” kelimesinin cemi, yani çoğuludur. Sikâl ise ağrılık demektir. Burada ağırlık kelimesi mecazi manda olup maksat ve manası “Metâ” demektir. Yani insanların değer verdiği ve kendileri için çalıştığı şeylerdir. Gelinlerin çeyizlerine “ağırlık” denmesinin sebebi budur. 3. İnsan ‘Ne oluyor?’ dediğinde: İnsanlar iki defa şaşkınlık geçiririler. Birincisi kıyametin kopmasını gören müşriklerin ve kâfirlerin kıyametin kopma dehşetini gördükleri zamanki dehşetli halidir ki “Ne oluyor!” diye şaşkınlıkla ne yapacaklarını bilemeyerek bakakalırlar. Dizlerinin bağı çözülür ve kıyametin dehşetini yaşarlar. İkincisi ise kabirlerinde kalkan mü’min kafir tüm insanların şaşkınlığıdır. Kabirlerinden çıkarlar ama ne yapacaklarını bilemeden şaşkın, şaşkın bakınıp dururlar. Yüce Allah Yasin Suresinde kabirlerinden çıkanların “Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı’ derler. Onlara ‘Bu Rahman olan Rabbimizin bize vaat ettiği şeydir’ denir. Onlar da “Peygamberler doğru söylemişlerdir” derler.” (Yasin, 36:52) Bu ayette ikinci sur ile insanların dirilmesi anlatılır. 4. O gün yeryüzü bütün haberlerini anlatır: Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde “Ey insanlar! Kendinizi yeryüzünden sakının! Çünkü o sizin ananızdır. Her yer üzerinde ne amel işlenmişse haber verecektir. Herkese şahitlik yapacaktır” (Tirmizi, 5:416; İbn-i Mace, Züht, 31) buyurarak bunu bize haber vermiştir. Kehf sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Amel defteri ortaya konunca, suçluların, onda yazılı olanlardan korktuklarını görürüsün, “Vah bize, eyvah bize! Bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış!” derler. İşlediklerini hazır bulurlar. Rabbin kimseye haksızlık etmez.” (Kehf, 18:49)
6. O gün insanlar amelleri kendilerine gösterilmek üzere yerden çıkacaklardır: Fahrettin-i Razi “Eştaten” kelimesinin dağınıklık ve farklı gruplar olarak tefsir etmiştir. Kabirlerinden çıkanlar mahşer yerine amellerine göre yürüyerek, sürünerek gelirken işledikleri amellerin sonucuna muttali olmak ve hesap vermek üzere mahşere yürüyeceklerdir. Nitekim “Sura üflendiği zaman kabirlerinizden fevc fevc çıkacaksınız” (Nebe, 78:18) “O gün bütün insanlar önderleriyle çağırırız” (İsra, 17:71) ayetleri bu keyfiyeti anlatmaktadır. 7. Kim zerre kadar bir hayır işlemişse onu görür: Atalarımız “İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlik bilir” demişlerdir. 8. Kim de zerre kadar bir şey işlemişse onu görür: Arap dilinde “Zerre” ifadesi yoktu. Dolayısıyla sahabeler “Zerre kadar hayır ve zerre kadar şer” cümlesinden bir şey anlamadılar. Peygamberimize (sav) “Zerre nedir ve ne kadardır?” şeklinde sordular. Peygamberimiz (sav) “Zerrenin hiçbir ağırlığı yoktur” (İbn-i hacer, Fethu’l-Bari, 8:250) buyurduktan sonra elini toprağa soktu ve çıkardı, üzerindeki toprağı döktü. Daha sonra elinde kalan toza üfledi. “İşte zerre bu tozdan çıkan tanelerin her birisidir” buyurdular. Ebu Said el-Hudri (ra) “Kim zerre kadar hayır ve şer işlerse onu görecek” ayetlerini dinleyince peygamberimize (sav) “Ya Resulallah! Ben kendi amelimi görecek miyim?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Evet!” buyurunca “O zaman ben mahvoldum” dedi. Peygamberimiz (sav) “Sevin ey Ebu Said! Çünkü Allah hiçbir amelini zayi etmez ve senin yaptığın bir hayırlı amele en az on misli sevap verecektir” buyurdular. İnsanın amellerinin şahitleri yeryüzü olduğu gibi kiramen kâtibin meleklerinin ellerindeki defterler ve insanın hafızası da aşhitlik yapacaktır. Zira meleklerin amelleri hıfzetmesine örnek olması ve bir küçük nümunesi olmak üzere insanın hafızası her nevi ameli sureti ile, zamanı ve mekanı ile ve de sesi ile muhafaza etmektedir. İnsanın kendi nefsi ve vicdanı buna şahittir. Ayrıca insanın kendi organları da amellerine şahitlik yapacakları ve dile gelip konuşacaklardır. Yüce Allah “Dilleri, elleri, ayakları yaptıklarına şahitlik edeceklerdir” (Nur, 24:24) buyurur. İnsan buna oldukça şaşıracak ve organlarına “Sizler benim aleyhime nasıl şahitlik yaparsınız?” diyecek organları da ona “Bu gün Allah’ın emri ile biz bu şahitliği yapmak ve konuşmak zorundayız” diyeceklerdir. (Fussilet, 41:20-22) İnsanların amellerinin ortaya konması, azalarının, hafızaların, yer yüzünün, kiramen kâtibin meleklerinin ve levh-i mahfuzun şahitliği ile amellerin tamamın görecek olan insan şayet inkarcı ve münafıklardan ise amellerinin cezasını bi-tamamiha çekeceklerdir. Mü’minlere gelince onlar hayırlı amellerinin mükâfatını niyet ve ihlaslarına göre bire on, yüz, bin kat görürler. Tövbe ettikleri amellerinin affedildiğini görürler ve nihayet geri kalan günah ve şerli amellerin de Allah tarafından affedildiğine şahit olurlar. Böylece Allah’ın her şeyi bildiği, gördüğü, kaydettiğine kesinlikle inanırlar, affının, rahmetinin ve merhametinin büyüklüğüne şahit olurlar. Nihayet cehenneme gidecek olanlar insanların en şerlileri olan kafirler, münafıklar ve hayırdan, ibadetten nasibi olmayanlar olacaktır. Yüce Allah “Cehenneme gidecek olanlar halkın en şerlileridir” (Beyyine, 98:6) buyurarak bunu bize haber vermiştir. SURENİN FAZİLETİ: Ayrıca peygamberimizin (sav) “Bir kimse dört şeye ‘Lâilâhe illallah’ diye Allah’ın birliğine, ‘Muhammed Resulullah’ diye benim nübüvvetime, öldükten sonra cismen ve bedenen dirilmeye ve her şeyin kader ile takdir edildiğine kesinlikle iman etmeden iman etmiş sayılmaz” (Tirmizi, Kader, 10) buyurmaktadır. Bu imanın dört hakikatine imanın biri ahiret olduğu ve bunun da Zilzal suresinde icmalen ifade edildiği için sure Kur’ânın dörtte birine muadil olmuş olmaktadır. Peygamberimiz (sav) “Ey insanlar! Velev yarım hurma ile dahi olsa tasadduk ederek kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz. Bunu da bulamayanlar dilenciyi güzel sözle savmak suretiyle bunu yapsın. Zira güzel söz de sadakadır” (Buhari, Rikak, 51; Müslim, Zekât, 66) buyurmuşlardır. SONUÇ: Peygamberimiz (sav) “Sevin ey Ebu Said! Çünkü Allah hiçbir amelini zayi etmez ve senin yaptığın bir hayırlı amele en az on misli sevap verecektir” buyurmuşlardı. İşlenen günahlar ise pişman olup tövbe etmek şartıyla affedildiğini yüce Allah “Tövbe edip Salih amel işleyenlerin kötü amellerini Allah iyi ve hayırlı amele tebdil eder” (Furkan, 25:70) ayeti ile affedileceğini, insanın şerre olan kabiliyetlerinin hayra yöneleceğini çok veciz bir şekilde ifade etmiştir. Peygamberimiz (sav) ayrıca “Her nerede olursan ol Allah’tan kork. İşlediğin kötülüğün arkasından bir hayırlı amel işle ki onu imha etsin. Halka da güzel ahlakla muamele et!” (Tirmizi, Birr, 4:355) buyurmuşlardır. Kişi bunları yaparsa o zaman affedilen, kurtulan ve cennete girenlerden olur. Bu sure bize ayrıca zerre kadar hayrı ve ameli veya zerre kadar da olsa şerri küçük görmememizi istemektedir. (Buhari, Edeb, 34) Ancak insanın hayırlı amelinin mükafatını görmesinin şartı imandır. Nitekim Seleme b. Yezid (ra) kardeşi ile peygamberimize (sav) gelerek “Ey Allah’ın Resulü! Bizim annemiz Melike akrabalarına iyi davranır, misafire ikram eder ve buna benzer çok güzel huyları ve bunlara bağlı amelleri vardı. Cahiliye döneminde öldü. Bu ayptıklarının mükafatını görecek midir?” diye sordu. Peygamberimiz (sav) “Hayır!” dedi. (Müsned-i Ahmed, 4:478) İnsanın hayvanlara yaptığı iyiliklerin dahi mükâfatı vardır. Nitekim peygamberimiz (sav) “At beslemek üç şeye sebep olur. Bir adam için mükafata, diğeri için ihtiyaç gidermeye, başka biri için de günaha. Atı kendisi için mükafata sebep olan kimse atını Allah yolunda tahsis eden kimsedir. Bu kişi atını bir çayıra veya bir bahçeye bağladığında atı ipine bağlı iken çayır ve bahçede yaptığı şeyler onun için iyilikler olarak yazılır. Evet işte böyle bir at sahibi için mükafat vesilesidir. Bir kişi de atını kimseye muhtaç olmamak için ve şahsiyetini korumak için besleyecek olur da Allah’ın, o atın boynunda ve sırtındaki haklarını unutmayacak olursa bu da onun için ihtiyaçlarını karşılama aracıdır. Bir kişi de atını sadece böbürlenmek, gösteriş yapmak ve başkalarına düşmanlık etmek için besleyecek olursa bu da onun için bir günah vasıtasıdır. Velhasıl ‘kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse, onu görür” buyurdular. Yine bir defasında Ebubekir Sıddık (ra) Rasulullah (sav) ile birlikte yemek yiyordu. O esnada bu ayet nazil oldu. Ebubekir yemekten el çekerek şöyle dedi: Ya Rasulallah! Ben, benden sadır olan zerre kadar kötülüğün de karşılığını görecek miyim? Rasulullah şöyle buyurdu: "Ey Ebubekir! Dünyada hoşunuza gitmeyen olaylarla karşı karşıya geliyorsunuz. Onlar senden sadır olan küçük kötülüklere cezadır. Senin zerre kadar iyiliğin ahirete saklanır. Sizden kim iyi bir iş yaparsa onun mükafatı ahirettedir. Kötü bir iş yaparsa o, bu dünyada musibetler ve hastalıklar şeklinde cezasını çekecektir. Allah bir mü'mine zulmetmez. Bu dünyada iyiliklerinin karşılığı olarak onu rızıklandırır. Ahirette de mükafat verir. Kafire, iyiliklerinin karşılığını bu dünyada verir. Kıyamet günü onun hesabından iyilik kalmayacaktır” (Müslim, Münafıkun, 56; Müsned-i Ahmed, 3:123) Yine peygamberimiz (sav) “Bir kimseye bir kap su bile verseniz veya bir kardeşinizi güler yüzle bile karşılasanız dahi hiçbir iyiliği hakir görmeyin” buyurdular. Kadınlara hitaben “Ey Müslüman hanımlar, bir kimse komşusuna gönderdiği en küçük bir şeyi bile hakir görmesin, bir keçinin ayağı bile olsa” buyurmuştur. Hz. Aişeye (ra) de: “Ey Aişe, küçük günah zannettiklerinizden de sakın. Çünkü Allah onlardan da hesap soracak. Dikkat edin! Küçük günahlardan da sakının, çünkü birikirlerse bir insanı helak ederler” buyurmuşlardır. (Buhari, Rikak, 51; Müslim, Zekât, 66) Etiketler: Zilzal Suresi Zelzele Tefsir Sure Meal Hayır Şer |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|