Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Allah Kimleri Sevmez? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 12 Eylül 2009
M. Ali KAYA
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde sevdiği amelleri bize haber verdiği ve bunları yapmamızı istediği gibi, sevmediği amelleri ve fiilleri de bize haber vermiş ve bunları yapanları da azaba ve kahra düçâr kılacağını belirtmiştir. Bunları da “Lâ yuhibbu” kelimesi ile ifade etmiştir. Maddeler halinde sıralayacak olursak:

1. Allah kâfirleri sevmez. (Rum, 30:45) Küfür iki anlamdadır birincisi Allah'ın varlığını inkar, ikincisi ise Allah'ın nimetlerini inkardır. Allah'ın varlığını inkâr da iki nevidir. Birincisi Ateizm, yani Allah'ın varlığını kabul etmemektir. İkincisi ise Allah'a şirk koşmaktır. Yüce Allah kâfir deyimi ile bütün bunları kastetmekte ve hiçbirini sevmediğini ifade etmektedir. Allah'ın varlığını kabul etmemekle yeryüzünde meydana gelen ilim, irade ve kudreti gerektiren şuurlu ve planlı bütün işleri ilim, irade ve kudretten yoksun olan maddeye, tabiata ve tesadüfe havale etmek en büyük akılsızlık, aptallık ve cahilliktir. İçinde her türlü çirkinliği barındıran ve her nevi günahı bulunduran büyük bir zulmet ve karanlıktır. Allah'ın en büyük öfkesini çeken budur. Allah'a şirk koşmak da ilim, irade ve kudretinde noksanlık isnat etmektir ki Yahudi ve Hıristiyanların ve Allah’ı kabul etmekle beraber ona yaklaşmak için puta tapanların şirkleri tabiatçı ve maddecilerin yanında çok basit kalır. Bununla beraber Allah'a şirk koşmak büyük bir zulümdür (Lokman, 31:13) ve affedilmez bir günahtır. (Nisa, 4:116) Hıristiyanlar Hz. İsa’ya Allah'ın oğlu demekle şirke ve küfre düşmüşlerdir. (Maide, 5:17) Yahudiler de Üzeyir Allah'ın oğlu dedikleri için küfre düşmüşlerdir. (Tövbe, 9:30) Onların kendilerini aldatarak “Biz Allah'ın sevgilileri ve oğullarıyız”  (Maide, 5:18) demeleri onları kurtarmamaktadır. Zira Allah kâfirleri sevmez. Bunun için cenneti onlara haram kılmıştır ve cehennemi onlara vaat etmiştir. (Mâide, 5:72)
 
Küfrün diğer kısmı da Allah'ın nimetlerini inkâr ve Allah'a karşı nankörlük etmektir. Nankörlük ise nimetleri Allah’tan bilmemek ve Allah’tan gafil olmaktır. Yüce Allah “Beni hatırlayın ve zikredin ki ben de sizi daha hayırlı bir şekilde zikredeyim; bana nankörlük etmeyin” (Bakara, 2:152) buyurur. İnsanoğlu gaflet ve dalaleti sebebi ile çok nankördür. (Abese, 80:17; Abese, 100:6) Nankörlük sonuçta şirke ve küfre sebep olduğu için yüce Allah nankörlüğü, nimetleri Allah’tan bilmemeyi şiddetle nankörlüğün sonuçlarını eleştirmektedir.

2. Allah kendini beğenenleri sevmez. (Hadid, 57:23) İnsanın kendini beğenmesi kibir, gurur, yanlışı müdafaa etmek, kendini haklı görmek ve bencillik, yani nefsini sevme ve müdafaa etmek demektir. Kendini beğenmek iki şekilde olur. Birincisi kendi nefsini başkasından üstün görmek ve başkalarını hakir görmektir. İkincisi ise kendi fiillerini ve yaptıklarını beğenmek, hatalarını görmeyerek yaptıklarını müdafaa etmektir. Kendi nefsini başkalarından üstün görmeye kibir ve gurur denir. Bunun alameti başkalarını hor ve hakir görmektir. Bu nefis namına olursa buna bencillik de denir. Şayet bu bencillik kabilesine ve milletine ait olursa buna ırkçılık denir. Her ikisi de Allah'ın sevmediği çirkin bir günahtır. Hem kişi gurur saikasıyla başkalarının kemalatına tenezzül etmez ve hem maddi, hem manevi kemalat ve mehasinden mahrum kalır. Böylece o insan nakıs ve eksik kalır. (Mesnevi, 2006, s. 106) Şayet kişi yaptıklarını beğenirse buna “ucup” denir. Kendi kemalatına ve ibadetine güvenmek ve beğenmek de ucuptur, insanı dalalete atar. Çünkü insanın yaptığı kemâlat ve iyiliklerde hakkı yoktur, mülkü değildir ve onlara güvenemez. (Mesnevi-i Nuriye, 2006, s. 104)

İnsanın kendisini beğenmesi nefisten ve bencillikten kaynaklanır. Bencillik ise inanı her türlü kötülüğe sevk eder. Bunun için yüce Allah “Nefis daima kötü şeylere meyleder ve insana kötülüğü emreder” (Yusuf, 12:53) buyurur. Peygamberimiz (sav) de “Senin en zararlı düşmanın nefsindir” (Keşfu’l-Hafa, 1:143) buyurmuşlardır. Evet, nefisini seven başkasını sevemez, sevse de ondaki menfaatini sever. Daima kendisini beğendirmeye ve sevdirmeye çalışır. Kusuru nefsine alma, daima avukat gibi kendisini müdafaa eder. Kendi heva ve hevesini ilah edinir. (Lem’alar, 2005, s. 665) Heva aklını beğenmek, heves ise lezzet peşinde koşmaktır. Böyle insanlar heva ve heveslerini esas aldıkları için ilimleri ve akılları ile yoldan çıkmışlardır. “Şeytan gibi kendisini müdafaa ettiği ve ilimle haklı olduğunu iddia ettiği için Allah onun kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözüne de perde çekmiştir. Daha gerçeği bulamaz ve göremez olmuştur. (Câsiye, 45:23) Allah bu durumlara düşmekten muhafaza etsin.

3. Allah fesadı ve ehlini sevmez. (Kasas, 28:77) Fesat ve fitne, yeryüzünde karışıklık ve bozgunculuk çıkarmak, insanları ve toplumları birbirine düşürmek demektir. Yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmak münafıklık alametidir. Bunun için yüce Allah münafıkların vasıflarını sayarken “onlara ‘yeryüzünde fesat çıkartmayın’ denince onlar, ‘biz ıslah edicileriz’ derler” (Bakara, 2:11) buyurarak fesadın münafıkların ıslah hareketlerinden çıktığını belirtir. Genel olarak fesat şuursuzca “iyilik yapayım derken kötülüğe sebep olmak”tan kaynaklanmaktadır. (Bakara, 2:12) ilk olarak fesat çıkaran şeytan olmuştur. Hz. Âdem’in yaratılacağını öğrenince “yeryüzüne kan dökecek ve fesat çıkaracak olanları neden yaratıyor” diye melekler arasında fesat çıkarmış ve bilgisi ile onların akıllarını karıştırmak istemiştir. Yeryüzünde fitne ve fesat çıkartanların başında da Yahudiler gelmektedir. Yahudiler hep yeryüzünde savaş ve karışıklık ateşi yakmaya çalışmış ve Allah onların bu fitnesini söndürmüştür. (Maide, 5:64)

Yeryüzünde fitne ve fesat çıkaranlar genellikle kâfirlerdir. Mü’minler de onların fesatlarına mukabil birbirlerine yardım ederek fesadın önünü almaları vazifeleridir. (Enfal, 8:72-73)

4. Allah şımarıkları sevmez. (Kasas, 28:76) Şımarıklık zenginlikten kaynaklanır. Zenginler mallarına ve mülklerine güvenerek yeryüzünde böbürlenerek yürürler, malları ve servetleri ile övünürler, fakirleri hor ve akılsız görürler. Onlara göre akıllı adam zengin olandır. Okumak ve bilgi sahibi olmak zengin olmak içindir. Hâlbuki imam-ı Şafii hazretleri “Cahilin fakirliği ıztırarî, âlimin fakirliği ihtiyaridir” demiştir. Yani cahil bilgisizliğinden fakir olmuştur; ama âlim dünyaya ve mala değer vermediği ve önemsemediği için fakirliği tercih etmiştir der. Nitekim Karun ilimi ile dünyaya yöneldi ve o kadar mal ve mülk sahibi oldu ki hazinelerinin anahtarlarını bir cemaat ancak taşıyabiliyordu. Sonra “ben bunu kendi ilmim ve gayretimle kazandım” (Kasas, 28:78) diyerek Allah'a karşı nankörlük etti. Malı ve mülkü ile şımarıklık gösterdi ve Hz. Musa’yı (as) dahi hor görmeye başladı. Yüce Allah onu bir gecede helak etti. Böylece şımarıklığının cezasını çekti.

5. Allah hainleri sevmez. (Enfal, 8:58) Hıyanet, anlaşmaları bozmak, verilen sözleri yerine getirmemek ve emanetleri korumamaktır. Beni Kureyza Yahudileri Medine’de peygamberimiz ile anlaşma yaptıktan sonra gidip Mekke müşrikleri ile bir başka anlaşma yaparak peygamberimize (sav) ihanet ettiler. Beni Nadr Yahudileri de peygamberimize (sav) “Su-i Kasd” tertip ederek anlaşmalara ihanet ettiler. Bunun üzerine peygamberimiz (sav) onları Medine’den sürgün etti.

Hainlik ve ihanet münafıkların alametlerindendir. Kalbinde nifak, fitne ve fesat bulunanlar emanetleri korumazlar, anlaşmalara uymazlar ve menfaatleri gereği ihanet ederler. Ama ne var ki yüce Allah onları asla başarıya ulaştırmaz. Yüce Allah “Ey iman edenler! Allah'a ve Resulüne ihanet etmeyin. Yine bilerek emanetlere ihanette bulunmayın” (Enfal, 8:27) emreder. Allah hainleri başarıya ulaştırmaz. (Yusuf, 12:52) Peygamberimiz (sav) “İki mü’min ortaklık yaparlarsa üçüncüleri Allah’tır. Şayet biri diğerine ihanet ederse Allah aradan çekilir ve onları kendi hallerine bırakır” buyurarak ihanetin sonunun Allah'ın yardımından mahrum kalmak olduğunu ifade etmiştir.

Allah hainlere asla acımaz. Bilhassa kocasına ihanet eden kadınlara Nuh’un karısı ile Lut’un karısını misal verir ve onlara “Ateşe girenlerle beraber siz de girin” emreder. (Tahrim, 66:10) Onlar iman konusunda ihanet ettiler Allah da onlara gereken cezayı verdi.

6. Allah müsrifleri sevmez. (A’raf, 7:31) Gereksiz ve faydasız yere malı ve zamanı harcayana müsrif denir. İslam bilginleri israfı “Allah'ın haram kıldığı şeye el uzatmak” şeklinde tarif etmişler ve “az da olsa harama harcanan her mal israf sayılır” demişlerdir. Helale harcanan çok mal ise israf sayılmaz. İmam-ı Azam “İsrafda hayır olmadığı gibi, hayırda da israf yoktur” demiştir.

Yüce Allah helal konusunda da “Her türlü nimeti ve yemişleri, bağları ve bahçeleri, mahsulü ve hububatı çıkaran Allah’tır. Her mahsulün zekâtını verin, israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez” (En’âm, 6:141) buyurmuştur. Malın hakkı olan zekâtı verilmişse o mal helalinden hak edilmiş temiz bir mal sayılır ve helale harcanması gerekir. Süslü elbiseler giymek, yemek ve içmek israf değildir. Ancak israf bunları gereğinden fazla harcamak ve harama sarf etmektir. (A’raf, 7:31)

7. Allah haddi aşanları sevmez. (A’raf, 7:55) Haddi aşmak aşırıya kaçmak ve zulme sapmak anlamına gelir. İslamiyet her türlü aşırılığı ortadan kaldırmış, istikameti ve orta yolu göstermiştir. Peygamberimiz (sav) “Müslüman elinden dilinden kimsenin zarar görmediği insandır” (Buhari, İman,4; Müslim, İman, 64) buyurur.
Allah ibadet ve duada aşırıya kaçmayı yasaklamıştır. “Sabah akşam içten samimi bir şekilde yalvararak kendin işitecek şekilde Allah'a dua et. Allah haddi aşanları sevmez” (A’raf, 7:55) buyurur. Peygamberimiz (sav) “Sizler sağıra ve uzakta olana dua etmiyorsunuz. Allah size sizden daha yakındır. Ona gizlice yalvararak dua edin” buyurmuştur. Yüce Allah peygamberlerden Zekeriya’yı (as) örnek verir. “O gizlice Allah'a dua ediyordu”  buyurur. İslam bilginleri “Duada sesi yükseltmeyi, duaya layık olmayan şeyleri istemeyi, Kur’ân-ı kerim ve sünnet-i sahiha ile istenmeyen şeyleri Allah’tan istemeyi haddi aşmak olduğunu söylemişlerdir.

Savaşta barış isteyen düşmanı sıkıştırmak ve savaşa devam etmek haddi aşmak olduğu gibi, fiilen savaşmayanı öldürmek de haddi aşmak ve zulme sapmak demektir. (Bakara, 2:190) Yine Allah'ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saymak da haddi aşmak demektir. (Mâide, 5:87) 

8. Allah zalimleri sevmez. (Âl-i İmran, 3:57) Zulüm hakkı inkar etmek ve haksızlık yapmaktır. Her şeyi yerli yerine koymak adalet, yerli yerine koymamak, aşırı gitmek ve haddi aşmak da zulümdür. Allah zulmü nefsine haram kılmıştır ve kullarına da yasaklamıştır.

Zulmün nevileri vardır. Allah'a karşı zulüm şirk ve küfürdür. “Şirk en büyük zulümdür.”
(Lokman, 31:13) Çünkü bu aklın istikametini kaybetmesi ve ahmaklığa yönelmesinden kaynaklanır. Kur’ân-ı Kerimde kafirlere zâlim denmesinin hikmeti budur. Allah'ın ayetlerini değiştirmek ve dini tahrif etmek ve peygamberlere itaat etmemek de en büyük zulümlerden birisidir. Peygamber adaleti ikame eden ve her yaptıkları adil olan insanlardır. Onlara uymamak ve hükümlerini kabul etmemek Allah'a karşı yapılan en büyük zulümdür.

İkinci nevi zulüm insanların birbirlerine karşı yaptıkları haksızlıklardır. Yalan, katl, haksız yere malları yemek, sirkat ve başkasının hakkını gasp etmek en büyük zulümlerdendir. Allah'ın inzal ettiği hükümlerle hükmetmemek de zulmün temelidir. (Mâide, 5:44) Zira adalet ancak adil olan Allah'ın hükmü ile hükmetmekle adalet olur.

Üçüncüsü, insanın kendi nefsine zulmetmesidir. Allah asla insanlara zulmetmez, insan kendi kendine zulmeder. (Nahl, 16:33) İnsan Allah'ın kendisine verdiği kabiliyetleri ve istidatları geliştirmeyerek ve körelterek zulme sapar. Farzları yapmak ve haramlardan kaçmak adalet, harama girmek ve farzlarla nefsini terbiye etmemek nefsine yapılan en büyük zulümdür.

Allah'a iman ederek kitabına göre hareket edenler üç kısma ayrılır. Birincisi kitabın emir ve yasaklarına uymayarak nefislerine zulmedenler, farzları yapıp haramdan sakınarak orta halli gidenler ve hayırda yarışarak ileri geçenlerdir. Fazilette ileri gidenler bunlardır. (Fatır, 35:32)
 
Peygamberimiz (sav) “küfür devam eder, zulüm devam etmez” buyurarak zulmün cezasının dünyada verileceğini ifade etmiştir. Yüce Allah zalimleri ve zulme sebep olanları sevmez.

Etiketler:  Allah kimleri sevmez Küfür Şirk Zulüm Haksızlık Şımarıklık İhanet Ateizm
 
< Önceki   Sonraki >
ZULüM
KüFüR
HAKSıZLıK
ŞIRK
İHANET