M. Ali KAYA
Allah’ın emirlerine aykırı davranmak ve yasaklarını işlemek İslam şeriatına göre günahtır, yani sorumluluk getirir, Allah’ın öfkesini çeker ve azabını celbeder. Günaha ism, zenb, isyan, cürüm de denir. Gerçek bu iken muharref dinler Allah’ın dinini değiştirdikleri gibi, günah kavramını da değiştirmişlerdir. Hıristiyanlar Hz. İsa’nın kendisini bütün insanlığın günahlarını temizlemek için feda ettiğine inanırlar. Böylece Allah’ın günahı affetme yetkisini Hz. İsa’ya o da Hıristiyan din adamlarına devretmiştir. İnananlarını günah çıkarma hücrelerinde günahını itiraf ederek af dileyen herkesin günahlarından arındığına inandırmışlardır. 1215 yılında Latran Konsilinde alınan bir kararla ergenlik çağına gelmiş bir Hıristiyan’ın senede bir defa günah çıkarması gerektiği kararını almışlar ve XVI. Asırdan itibaren kiliselere “Günah Çıkarma Hücreleri” ilave etmişlerdir. Cennete de “Yahudi ve Hıristiyanlar dışında kimse giremez” (Bakara, 2:111) derler.
Yahudiler ise kendilerini imtiyazlı gördükleri ve “ Biz Allah’ın oğullarıyız” (Maide, 5:18) “ Ateş bize sayılı günler dokunacaktır” (Bakara, 2:80) derler. Gerçekte ise “ Her doğan insan fıtrat üzere tertemiz doğar (Müslim, Kader, 25) “Hak ve Hakikati, gerçeği öğrenme ve kabul etme üzere, yani İslam üzere yaratılmıştır; ama anne ve babası onu Yahudi, Hıristiyan ve Mecusi yapar” (Buhari, Cenâiz, 80; Müslim, Kader, 22) böylece onun fıtratını bozar.
İnsanda nefis ve şeytan hükmetmektedir. Dolayısıyla her zaman Allah’ın emirlerine uygun yaşayamaz ve nefsin şerrinden korunarak yasaklarından kaçamaz ve ister istemez günahlara girer. Günah Allah’ın emirlerine aykırı hareket etmek olunca Allah’a tövbe etmesi gerekir ve kul günahlarının farkına varıp yanlış yaptığını itiraf ederek af ve mağfiret dilemekle kulluğunun şuuruna varır. Yüce Allah affedici ve günahları setredici, yani örtücü olduğu için “Kullarının tövbesini kabul eder ve yaptıkları günahları da bağışlar.” (Şura, 42:25) Peygamberimiz (sav) de “Bütün insanlar hatalı ve günahkardır. Günahkarların en hayırlısı ve Allah katında makbul olanı ise tövbe edenlerdir” (Ali Nasıf, Tac, 5:151) buyurarak iyi insan olmanın hatalarını ve günahlarını itiraf edip tövbe etmek olduğunu belirtmiştir.
İnsan Allah katında yaptıklarından sorumludur. Yapmayı düşündüklerinden değil. Çünkü nefiste nefsânî olan şeylere karşı büyük bir meyil ve arzu vardır. Bu nedenle insanın aklına gelen ve nefsin çektiği her şeyden sorumlu olsaydı hiç kimse kurtulamazdı. Peygamberimiz (sav) “Allah-ü Teâla ümmetimden nefislerinde yapmayı arzuladıkları şeyleri yapmadıkları ve konuşmadıkları müddetçe affetmiştir” (Buhari, 7:59) buyurmuşlardır.
İslama göre “Kebâir” denen büyük günahlar Allah’a şirk koşmak, adam öldürmek, zina etmek, namuslu kadınlara iftira etmek, sihir yapmak, cihaddan kaçmak, yetim malı yemek, ana-babaya isyan etmek, faiz yemek, hırsızlık yapmak, kumar oynamak, içki içmek ve haksız kazanç elde etmektir. Ehl-i Sünnet ulemasına göre bu günahları işleyen helal olduğuna itikat etmediği sürece dinden çıkmaz, günahkâr olur ve tövbe etmeden ölürse ebediyen cehennemde kalmaz ve cezasını çektikten sonra cennete girer.
Bu sayılanlar Allah’ın Kur’ân-ı Kerimde yasakladığı ve dünyada da ahrette de cezayı gerektiren suçlardır. Bir de emredilen ve farz olarak yapılması gerekenleri terk etmek ve yapmamak vardır ki, bunlar da büyük günah sayılır. Cuma namazını ve beş vakit namazı kılmamak, üzerine vacip olduğu halde zekâtı ve haccı terk etmek bu nevidendir. Bunlar da büyük günahlardandır.
Günahların en büyüğü ise “Allah’a şirk koşmaktır.” Şirk ise Allah’ın zatında ve sıfatlarında yanılmak ve Allah’a yardımcı isnat etmek, tevhide aykırı iddialarda bulunmaktır. Allah tövbe etmediği halde şirk üzere öleni asla affetmeyeceğini şu ayeti ile ifade eder: “Allah şirki affetmez, bunun dışında kalan günahları affeder.” (Nisa, 4:48) Yüce Allah şirk dışında kalan günahlarında ısrar eden ve büyük günahlara dalan kullarını da ümitsizlikten kurtarmak ve tövbeye çağırmak için şöyle buyurur: “Ey günahta aşırıya giden ve nefislerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz Allah çok merhametli ve çok bağışlayıcıdır.” (Zümer, 39:53)
Bu sayılanlar dışında kalan günahlar ise “Küçük Günahlar” olarak kabul edilir. Bunlar yapılan namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerle zaten temizlenirler. Bununla beraber “Seğâir” adı verilen küçük günahlardan sakınmak elbette büyük bir fazilettir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Bu zamanda farzları yapan ve kebairi terk eden kurtulur” (Kastamonu Lâhikası, 1998, s.110) müjdesini vermiştir. Bununla beraber bilginler “Günahın küçüklüğüne değil, kime karşı işlediğine bak” demişlerdir. Küçük günahlar bir yönde edepsizlik sayılır. Edepsiz ise Allah’ın rahmetinden mahrumiyete sebeptir.
Günahlar ve ibadetler de kalbî ve bedenî günahlar olmak üzere ikiye ayrılır. Kalbî ibadetlerin başı iman, bedeni ibadetlerin başı ise namazdır. Kalbî günahların an büyüğü şirk ve küfür, bedeni günahların en büyükleri de yukarıda sayılan kebâir dediğimiz büyük günahlardır. Kalbî günahların büyükleri ise kibir, gurur, ucub, riya, kin, haset ve düşmanlık gibi gizli günahlardır. İnsan kalbini bu gibi günahlardan korumadıkça imanda kemale ermez ve ibadetleri makbul olmaz. Kibir, gurur, ucub ve riya ibadetlerin makbuliyetine engel olur. Ama kin, haset ve düşmanlık dışa vurularak eseri gösterilmezse, kendi kusurunun farkında olursa kişi bundan sorumlu olmaz.
Günahlardan sakınmak ibadetlerden ve farzları yapmaktan önce gelir. Nitekim bir evde oturmak için önce temizlemek gerekir. Bir havuza su doldurmak için önce su kaçıran deliklerini kapatmak gerekir. Günahlar ve haramlar kalbi karartır ve manevi duyguları öldürür. İbadete başlamadan önce abdest ve temizlikle maddi ve tövbe ve istiğfar ile manevi temizlik yapmanın hikmeti budur. Nefsin hoşuna giden günahlar zehirli bala benzer. Tadı hoştur ama sonu felakettir; insanı öldürür.
Yüce Allah insandan amel istemektedir. İmandan sonra Allah’ın kulundan istediği ve ahrette mükâfat ve cezayı hak etmesine delil olacak olan şey kulun işlediği ve yaptığı şeylerdir. Her nimet bir külfetin karşılığıdır. Allah kulun ameline göre hükmetmezse neye göre ceza ve mükâfat verecektir? İnsanın imtihanı amelidir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde buyurur: “Şayet size yasaklananların büyüklerinden sakınırsanız geri kalan günahlarınızı affeder ve sizi nimetlerle dolu olan cennetlere koyarız” (Nisa, 4:31; Necm, 53:32)
Allah kulunu affetmek için bahaneler aramaktadır. Peygamberimiz (sav) kişinin ibadet ve zikrinin günahlara kefaret olduğunu belirtir. İbadet ve duayı tavsiye eder. “Biriniz ‘Lâ İlâhe illallahu vallahu ekber, ve lâ havle velâ kuvvete illâ billah’ derse denizlerin köpükleri kadar günahları olsa Allah onu affeder” (Tirmizi, Vitr, 15) “Hiçbir kul yoktur ki kalkıp güzelce abdest alsın ve iki rekat namaz kılarak günahlarından affını talep etsin de Allah onu affetmesin” (Müsned-i Ahmed, 1:10) buyurur.
Sonuç olarak kul nefis sahibidir, günahlara meyyaldir. Allah rızası ise nefsi terbiye etmek ve ruhu yüce gayelere sevk etmekle terakki ettirerek cennete layık hale getirmek, çalışarak aklını ve kabiliyetlerini geliştirmekle mükelleftir. Bu da ilimle, zikir ve ibadetle olur. Kişi yaratılış amacına uygun iman eder, büyük günahlardan sakınır, farzları yapar, salih amel olan sünnetlerle Allah’ın rızasını ararsa Allah onun küçük günahlarını affederek ahrette affına mazhar eder, rahmetine gark eder ve cennetine alarak ebedi bir saadete mazhar eder.
Etiketler: Günah Tövbe Af Mağfiret İbadet Küçük Günahlar Büyük Günahlar Şirk İsyan Haramlar Farzlar Kurtuluş |